| Larnaka'da Sonbahar |
| Cuma, 19 Aralık 2008 | ||||||||||||||||||
|
Bedia Balses yazıyor... Larnaka’da Şimdi Sonbahar mıdır? "Mağusa’ya, Baf’a, Milano’ya, Pire’ye, Ankara’ya ... sonbahar geldi. Kimbilir kaç ülkenin, kaç şehrin, kaç kentin, köyünde, sokağında hüküm sürmektedir şimdi. Evlere, aşklara, dağlara, kırlara ve şarkılara yağmaktadır. Şimdi herkes kendi sonbaharını kendince yaşamaktadır. Kimbilir kaç yüze, kaç anıya, kaç gülüşe yağmaktadır beti benzi atmış bir suratla. Ben, en çok Larnaka’nın boğazıma yapışan terkedilmiş havasından solurum sonbaharı. Bu benim için değişmez bir yazgıdır. Ortadan bölünmüş bir yaşam boşluğundan kaçmak isteyen bir kadın 70’li yılların kayıp parçalarıyla 34 yıldır aynı Hazan’ı getirir beyaz zambaklı eve" Bedia Balses yazıyor... Larnaka’da Şimdi Sonbahar mıdır? Başımı yastığa her koyuşumda Mersin kokan zamanlar uzaklaşır Kend(t)imden ge(ö)çerim... Mağusa’ya, Baf’a, Milano’ya, Pire’ye, Ankara’ya ... sonbahar geldi. Kimbilir kaç ülkenin, kaç şehrin, kaç kentin, köyünde, sokağında hüküm sürmektedir şimdi. Evlere, aşklara, dağlara, kırlara ve şarkılara yağmaktadır. Şimdi herkes kendi sonbaharını kendince yaşamaktadır. Kimbilir kaç yüze, kaç anıya, kaç gülüşe yağmaktadır beti benzi atmış bir suratla. Ben, en çok Larnaka’nın boğazıma yapışan terkedilmiş havasından solurum sonbaharı. Bu benim için değişmez bir yazgıdır. Ortadan bölünmüş bir yaşam boşluğundan kaçmak isteyen bir kadın 70’li yılların kayıp parçalarıyla 34 yıldır aynı Hazan’ı getirir beyaz zambaklı eve.. Kadın, hep ayni Hazan makamında gezinirken, yitik kentinin sokaklarında dolaşır ve der ki: ‘kavrulduk yazda, kanadık ve yaralandık’. Der ki: ‘sonbahar geç bizden Allah aşkına. Geç ve git başka baharlara’.... (*) Dün gece sisli sahilleri adımladımAnılarım şıpırdadı ayaklarımdaİlk kez Larnaka’ dan uzakta Duydum yalnızlığımı,Dün gece sisli sahillerde kend(t)imi aradım... Her yıl veda busesini dudaklarında saklayan kadın son ifadesini yazar, son duasını eder acılarının. Ve her yıl hep aynı martı konar avuçlarına. Hep aynı adresten getirir selamını. Her “son” deyişinde sonlanmayan bir acının artıklarını toplamasını izlerim. O kadın, terkedilmişliğinin izlerinini paslı bir çivi gibi bırakır sonbahara. Yaprakların cızırtılı kopuşunda içi eriyen bir ağaç gibidir. Deniz kenarında gelmeyecek yolcuları bekleyen boş bir banka dönüşür yüzü. Onu yabancı bir filmin alt yazısını takip eder gibi izlerim. Tercümesi olmayan bir şiire döner konuşmalarımız, dilimiz farklılaşır, yüklemlerimiz, öznelerimiz başkalaşır. Köylerimiz, kentlerimiz benzemez birbirine. Dalgaların şıpırtısıyla sevişen kentin su kemerlerinde gezinen kadının uzağına düşerim her sonbahar geldiğinde. Tek bir anım yoktur benim doğduğum kentin tahta iskelesinde, yoktur deniz panayırında bir volta atmışlığım. Mercan çiçeklerini hiç takmamışımdır “markalı” kıyafetlerimin yakasına, hiçbir Bayram sabahında. Hala Sultan Tekkesi’nin bahçesinde gözgöze gelmemişimdir kimseyle, sevdaya dair tek bir izim yoktur Tuz Gölü’nün çevresinde. Tek bir bakışım saklı kalmamıştır herhangi bir taşın altında. Hurma ağaçlarından koparmamışımdır tek bir hurma. Larnaka’nın deniz kokusuyla büyüyen kadınla her sonbaharda farklı kültürlerden gelen iki temsilci gibi yabancılaşırız birbirimize. Yoktur tercümanımız, yoktur lügatımız, yoktur sözlüğümüz. Ortak paydamız olur suskunluğumuz. Ama hep aynı soruyu sorup dururuz: “Şimdi Larnaka’da Sonbahar mıdır?” (*) Şiir: Cemal H. Ziya (1971) Susmak, dayanılması çok güç bir cevaptır Yorum Yaz
İzleme: 326
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4 |
||||||||||||||||||