| Mormenekşe Kokulu Bir Öykü |
| Cuma, 19 Aralık 2008 | ||||||
|
Bedia Balses yazıyor.... Mormenekşe Kokulu Bir Öykü Beyaz Zambaklı Sevda "Şiirlere sahip çıkanlar, savaşları, göçleri, kaybedilen ve teller ardında kalan dostları, yarım kalmış bir yaşamın eksik makamının tadını da unutmazlardı. Pas tutmuş sesiyle cızırtılı bir plaktan dökülen gençliğine döndürdü onu gördükleri. Menevi çiftliğinde bindiği beyaz atı geldi gözünün önüne, İskele Deniz Panayırında söylediği şarkılar, Larnaka'da kurduğu Menekşeler müzik grubunun afişi geldi aklına... Savaşların fakirleştirdiği insanların gözlerindeki tutku, aşk, dostluk, sevgi, şevkat, vefa bakışları geldi kondu dudak ucuna... Basılmayan romanlar, kitaplaşacak şiirler, planlar, hedefler ve hiç yitmeyen bir sevdanın çıkmaz sokağı geldi, durdu karşısında..."- MORMENEKŞE KOKULU BİR ÖYKÜ- BEYAZ ZAMBAKLI SEVDA Gökyüzündeki rakıyı andıran grilik içini bulandırıyordu. Yalnızlığın o "hınzır uğultusu"ydu bu bulantıyı yaratan. Başının üstünde dolaşan hava eski hayatının eskimeyen tadını aratıyordu. Omuzlarındaki yorgunluk yılların değil ama yolların ardında kalan bir düşün yansımasıydı. Akşamüstüydü. Çocuklar çoktan evlerine dönmüş, mahalle arasında oynanan oyunları sona ermişti. Mutfaklardan süzülen ışıklar yemek saatleri oluşan o cıvıltıyı anımsatmıştı ona. Beyaz zambaklı evin beyaz demirli dış kapısında durdu. Soluklanmak, nefesini ayarlamak, yaptığının doğru olduğuna kendini yeniden inandırmak için durdu. Kalbi ürkek bir kuş yavrusu gibi çırpınmaktayken, bej renkli Ankara kokusu sinmiş paltosunun ceplerine sığındı. Yakalarını dikleştirerek keskin soğuktan, keskin boşluktan korunmaya çalıştı. Yıllarını geçirdiği, beyaz zambaklı bir sevdanın tohumlarını ektiği, yediveren limonlarını, kadife güllerini, mis çiçeklerini büyüttüğü yarım kalmış o romanın sayfalarına dalar gibi usulca kapıdan geçerek evin içine süzüldü... İki kez göç yaşayıp, üç kez ev değiştiren adam en son "yuva" dediği evin salonundaydı şimdi. Eski olmayan eski hayatına bakan bir tanıdık-yabancıydı şimdi evinde. Bu evin hafızasında durmadan o şiirin yankısı dönüp duruyordu. Ve biliyordu ki şiirleri unutmayanlar, yaşananları da unutmazlardı. Şiirlere sahip çıkanlar, savaşları, göçleri, kaybedilen ve teller ardında kalan dostları, yarım kalmış bir yaşamın eksik makamının tadını da unutmazlardı. Pas tutmuş sesiyle cızırtılı bir plaktan dökülen gençliğine döndürdü onu gördükleri. Menevi çiftliğinde bindiği beyaz atı geldi gözünün önüne, İskele Deniz Panayırında söylediği şarkılar, Larnaka'da kurduğu Menekşeler müzik grubunun afişi geldi aklına... Savaşların fakirleştirdiği insanların gözlerindeki tutku, aşk, dostluk, sevgi, şevkat, vefa bakışları geldi kondu dudak ucuna... Basılmayan romanlar, kitaplaşacak şiirler, planlar, hedefler ve hiç yitmeyen bir sevdanın çıkmaz sokağı geldi, durdu karşısında... Düşüncelerinden sıyrılmasına duyduğu sesler neden oldu. Arka kapı açılmıştı. "Eve gelmiş olmalılar" diye düşündü. Elini çabuk tutmalıydı. Anıları, acıları, kopamadıkları, yitemedikleri, bitemedikleriyle yüzleşme anını tamamlamalıydı. Kimsenin rüyasında Ankara kokusunu taşıyan bej paltolu adam olarak kalmamalıydı. O, hep geceleri ısıtan sesiyle mormenekşe kokusu taşıyan bir özlem olarak kalmalıydı sevdiklerinin yaşamında. Sesleri dinledi... Onun sesini hemen tanımıştı... Onun yorgun, yalnız sesinin yanında cıvıldaşan seslerin olgunlaşmış hallerini ayrıştırmaya çalışırken, çocuk kahkahaları birbirine karışmıştı. Şaşkındı... 'Yeni sevdalarla, yeni şarkılar gelmiş olmalı evimize' diye düşündü. İlk kez bir gülümseme yayıldı yüzüne. Masada eksilen tabakların yerine yenileri konmuş, yeni sandalyeler eklenmişti akşam yemeklerine. 'O'nun sesinin yaklaştığını duydu... Her bir duvarında bir anısını gömdüğü bu evden çıkmalıydı. Başında seslerin ve yüzleştiklerinin verdiği etki bir gonk gibi vuruyorken gri bulutlu gökyüzüne doğru yol almalıydı. Paltosuna sarılarak sıyrıldı sessizce girdiği evden. Yeni asfalt dökülen o çıkmaz sokaklı mahallenin köşesinde durup son bir defa beyaz zambaklı eve baktı. Ve yerinde donakaldı. "O" giriş kapısının önünde saçlarında onsuz yılların yıldızlarıyla ardından bakıyordu... Dudaklarında yarım kalan o şiirin dizeleri dökülüyordu:gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili… Şiir alıntısı: Attila İlhan (Ayrılık Sevdaya Dahil) Yorum Yaz
İzleme: 369
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4 |
||||||