Anasayfa
Süleyman Aspiri Olayı-Kardeşi Yaşar Aspiri Anlatıyor Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Cuma, 02 Kasım 2007

 

Sevgül  Uludağ

Yaşar Aspiri, son derece sevimli bir insan... Belleği de sağlam... Alıp bizi Dohni’ye, Terazi’ye, Larnaka’ya, sevgili kardeşi Süleyman Aspiri’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki esirlik günlerine, Kıbrıs’a dönüşüne, ticarete atılışına, kaçakçılık maceralarına götürdü...  Onunla yalnızca Süleyman Aspiri’yi değil, aynı zamanda Haşim Arap’ı da konuştuk... Çünkü Yaşar Bey, Haşim Arap’ın yakın arkadaşlarından biriydi ve bu konuda da anlatacakları vardı...

 

Sevgül Uludağ

 

Yaşar Aspiri, son derece sevimli bir insan... Belleği de sağlam... Alıp bizi Dohni’ye, Terazi’ye, Larnaka’ya, sevgili kardeşi Süleyman Aspiri’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki esirlik günlerine, Kıbrıs’a dönüşüne, ticarete atılışına, kaçakçılık maceralarına götürdü...  Onunla yalnızca Süleyman Aspiri’yi değil, aynı zamanda Haşim Arap’ı da konuştuk... Çünkü Yaşar Bey, Haşim Arap’ın yakın arkadaşlarından biriydi ve bu konuda da anlatacakları vardı...

 

Onunla röportajımız şöyle:

 

SORU: Yaşar Bey, bize biraz ailenizden bahseder misiniz? Annenizden, babanızdan, kardeşiniz Süleyman Aspiri’den...

YAŞAR ASPİRİ: Rahmetlik babam, Hüseyin Mustafa’dan beri, evlatlar beyaz çıktığı için Rumca “Aspiri” denirdi kendilerine... “Aspiri”, Rumca “Beyaz” demektir... Sonra soyadı olarak aldık. Doğmacası Dohni’dir. Babam Dohnili’ydi... Annemin adı Hayriye’ydi... Hayriye Hüseyin Mustafa. “Kimin karısıdır?” dediğinde, “Aspiri’nin karısıdır” derlerdi... Dohni’de kalırlardı, evleri vardı orada. Ölen rahmetlik kardeşim Süleyman, bir ben, bir da kızkardeşim vardı... Kızkardeşimin adı Refika Hüseyin’di, “Terlikli” derlerdi kendine. O şimdi, Mağusa’da kalıyor... Onun da 4-5 tane çocukları var... Süleyman, babamın başka karısından idi. Süleyman’ın annesinin adını hatırlamam... Kadın öldüydü ve babam Hayriye hanımı aldıydı, bu bizim annemiz. Süleyman da hakiki kardeşimdi yani, babamız birdi yani...

 

SORU: Süleyman Efendi evli miydi?

YAŞAR ASPİRİ: Evliydi evet, karısının adı Zerrin’di. Terazi’de (Zigi’de) kalırlardı ilk önce bunlar.  Ondan bir oğlu olduydu, Arif... Şimdi Güzelyurt’ta (Omorfo’da) kalır. İlk karısından ayrıldıydı Süleyman...

Kardeşim Süleyman, Alman zamanı İngiliz askerine gittiydi. Askere gittiğinde, İngiliz’nan Alman çarpışmalarında, bu Almanya’da esir düştü Almanlar’a... Ama esir düşmezden önce İtalya’ya gitmişler, İtalya’dan geçiyorlardı, çarpışma olmuş, birçok Türk da esir düştüydü. Esir olarak epey zaman kaldı... Karısı bu yandan, Mustafa isimli bir balıkçıyla seviştiydi o zaman... Sonra beraber yaşamaya başladılar. Çünkü “Süleyman gelmeyecek, öldü” filan dediydiler kendisine.

 

SORU: Herhalde savaşta kaybolduğu için, kadın kocasının öldüğünü zannettiydi...

YAŞAR ASPİRİ: Evet... Bu, askerde epey zaman kaldı, esir olarak kaldı... Ben o zaman Terazi’ye, bunların evine gittiydim, babam ölmezden evvel. Kadın beni eve koymadıydı, “Bitti artık Yaşar, artık ben bu adamla yaşayacağım” dedi.... “Abin, mabin yok Yaşar” dedi. “Tamam” dedim. Kaçtım, Larnaka’ya geldim. Babam bana “Nereye gittin?” dedi, “Terazi’ye gittim” dedim. “Napardın orada?” dedi. “Gittim ama Zerrin istemedi eve gireyim” dedim. “Niçin?” dedi, babama izah ettim. “Vayyy!” dedi, “sana böyle mi söyledi?” dedi. “Evet” dedim. Naptı babam? O zamanlar öyle araba-maraba, taksi falan yoğudu. Yayan giderlerdi ya da hayvanlarla. Babam gitti Terazi’ye, ona da “Baba sen da gelme artık, bu iş bitmiştir artık” dedi kendine kadın. “Madem ki kocam gitti ve gelmez artık geri, ben artık bu adamla yaşayacağım” dedi. Kalkar, babam içeriye gider, askerlerle ilgili daireye. Anlattı durumu. Çünkü karısı askerlik aylığını alırdı. Ve gitti, şikayet etti babam içeriye... Kestirdi aylığı... Bunun üzerinden birkaç ay geçtikten sonra ansızın Süleyman abim, valiziynan beraber, Larnaka’dan geldi. Geldik eve...

 

SORU: Nasıl biriydi? Şişman mıydı?

YAŞAR ASPİRİ: Yok, normal... O zaman daha zayıftı... Oturdu, karısını sordu, “Çocuk nerededir?” dedi... “Karındadır” dedi. O çocuğu aradı, epey gün geçti, vermezlerdi kendine. Bir gün babamla gittiler oraya, “Gel oğlum Arif buraya, anneni mi isten, beni mi?” dedi çocuğa. Aldı kendini, geldi...

 

SORU: O zaman Arif kaç yaşındaydı?

YAŞAR ASPİRİ: Ben varsaydım 7-8, o 5-6 yaşındaydı...

 

SORU: Sonra ne iş yapmaya başladı?

YAŞAR ASPİRİ: Geldiğinde biraz yabancı para tutardı, yabancı para tutardı. Çeşit çeşit para tutardı... Paraları bozdurdu, gitti bir bisiklet aldı, böyle lambacıkları olup yanan... Ufak tefek şeyler satardı... Tuhafiye yani... Seyyar satıcılık yapardı.  Sonra bir dükkan aldı...

 

SORU: Neredeydi dükkanı?

YAŞAR ASPİRİ: Tam Kilise’nin yanındaydı, Ay Lazaro derik biz oraya... Bir dükkan açtı...

 

SORU: Orada ne satardı? Aynı şeyleri mi?

YAŞAR ASPİRİ: Yok, gömlek satardı, çeşitli şeyler satardı... “Kontrabasçı”ydı yani...

 

SORU: Ne?

YAŞAR ASPİRİ: “Kontrabasçı”... Yani, onu bunu, kaçak mal satardı...  Bu işleri yapardı... Gitgide, gitgide, Rumlar da alıştı kendisine, ticareti çoğalttı... Büyüttü dükkanı... Gömlekler, pattaniyalar, potinler... 

 

SORU: Kıskanma var mıydı?

YAŞAR ASPİRİ: Rumlar’da kıskanma yoğudu... Türkler’de da kim vardı ki tüccar o zaman? Bu kendi işler, kendi yerdi, kendi aleminde... Birinin bir şeyinde gözü yoğudu...

 

SORU: Şunu da anlattılar: Gelen gemilerden, mesela Beyrut’tan gelen Fuadiye gemisinden falan, silah da alırdı, mermi da... Hatta Araplar yolcu beraberi mermi getirirlermiş kendine!...

YAŞAR ASPİRİ: Söyleyeceğim onları... Gelip giden gemilerle bir sürü iş yapardı. Ekseri Yunanlılar’la iş yapardı...

 

SORU: Herhalde iyi Rumca da bilirdi...

YAŞAR ASPİRİ: Ben da bilirim Rumca... Çok bilirim ben da Rumca... Hatta okurum da... Mesela bir gün bir vapur geldi... Yunan vapuru... Gitti bu, konuştu... “Gel gardaş” dedi, aldı beni da... Aldı beni ve gittik vapura... Leymosun’daydı bu vapur, oraya gelirdi ekseri bu vapurlar. Gittik oraya, çıktık vapura... Büyük bir gaşa...  Baktı bu, anladı. İndirdik, motora koydu, götürdü gümrüğe... Şimdi gümrük açacak baksın, ne var içinde... Bu, “Bir dakika bekleyin” dedi, girdi içeri, ne konuştuysa konuştu, anladın? Biraz para yedirdi mi o baştaki adamlara, “Tamamdır” dedi, “verin kendine...”

 

SORU: Çekti tebeşiri üstüne!...

YAŞAR ASPİRİ: Evet! Getirdik, koyduk arabaya... Doğru, kaçtık biz! Kaçtık! Dükkana geldik... “Yaşar...” dedi... “Sen bekle buraşta” dedi. Gitti bu, ne yaptıysa yaptı, geldi... Kapadı kapıyı, açtı kaşayı... “Görecen ama kimseye bir şey söylemeyecen ha!” dedi bana! “Yok gardaş” dedim... Açtı gaşayı, tabanca mı isten, mermi mi isten! Ful, gaşanın içinde... “E be gardaş, bunları?” deyinca ben, “Sen garışma” dedi bana. “İstersan vereyim sana” dedi. “Ben napacayım tabancayı alıp da?” dedim... İstemedim, almadım ben. Aldık, boşalttık kendilerini, bir merdiven ayağı vardı ve içi çukurdu. Aldı bunları hep yığdı, muşamma örttü üstüne, sakkulla örttü üstüne, eski meski şeyler... Hep yığdı üstüne... Lazımdı bir saat karıştırasın, ta bulasın o silahları! “Gardaş” dedi bana, “Cuma gün gelesin bana...”

“Tamam gardaş” dedim. Cuma günü gittim dükkana, baktım oturur! “Gel gel gel! Aç bir kola da iç!” dedi. Dedim “İstemem kola...” “Otur” dedi, oturduk... Dedi bana “Yarın Leymosun’a gideceyik ha! Gidelim da işimiz var gene” dedi.. “E be gardaş, onları ne yaptın?” “Git bir bak bakalım, dururlar acaba?!” dedi... Gittim, koyduğumuz yere baktım, bomboş! Hepsini sattı! “E be gardaş, kim aldı bunları?” dedim. “Napacan yahu?” dedi. Alış-verişini ekseri böyle yapardı... Sonra başka bir dükkan daha aldı, o dükkanı da aldığında hep potin satardı orada. Doldurdu hep potinleri oraya. Karşı karşıyaydı dükkanları. Birinde tuhafiye satardı, ötekinde potin.. Tuhafiye dediğim, aklına ne gelirsa, herşey vardı o dükkanda... Diyesin filan şey, yok yoğudu... Dolaplar dopdoluydu... Fakat çok zaman yaşamadı yani... Bu ufak tefek hadiseler başlarkenden, o zaman bizimkiler vurduydu kendini... Bizimkiler vurdu kendini ve vuranları ben biliyorum. Şimdi vuranlardan birkaç tanesi öldü gitti, cehennem olsun yani... Lakin burada bir kişi vardır, o yaşar hala daha. Olduğumuz köyün içindedir... Görürüm kendini, asaplarım bozulur... Öyle...

 

SORU: Süleyman Bey’e “Vuracayık seni!” derlermiş, o da, “Hahaha! Ben şişmanım! Vursanız bile kurşunlar kalacak içeride!” der gülermiş... Sonra alıp Kale’ye götürmüşler, önce vurmuşlar. Ölmemiş... Ve boğmuşlar... Sonra ya Kale’nin içine ya da Babutsalar’a gömmüşler... Böyle anlattılar bana...

YAŞAR ASPİRİ: O hadiselerin içinde, bunun eski bir arabası vardı... Yeşil bir arabası vardı. O hadiselerin ilk başlayacağı gece bu arabasını alır ve gezerdi... Ö. isminde biri – ya sağdır, ya ölü, bilemem, belki şimdi Lefkoşa’dadır, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyüdü, annesi babası yoktu – bu, kıskanırdı kardeşimi...

 

SORU: Niçin kıskanırdı kendini?

YAŞAR ASPİRİ: Çünkü gezerdi arabasıyla, görürdü Rumlar ne yapar ne eder... Teşkilat’tan bazı adamlar vardı, onu istemezlerdi, onu koymadıydılar... Süleyman’ın gittiği yere ayak basarlardı... Bu Ö. denen adam, kalkar Teşkilat’tan olan bu adamlara, “Bakın Süleyman akşam Rumlar’la beraberdi” der... Akropoli dediğimiz bir kahve-kumarhane vardı... Bu Ö., “Süleyman hep o taraftadır, Rumlar’la alış-veriş yapar” dedi Teşkilat’ın adamlarına...

Birkaç defa gitti geldi kardeşim Rum tarafına. Ben buldum kendisini... “Dikkat et be Süleyman, sonra sana bir şey yapacaklar ha! Gitme Rum tarafına” dedim. “Hiç korkma!” dedi, “Ben Rumlar’dan korkmam” dedi, belinde tabanca vardı ama korkmazdı... Çok severlerdi onu... Ben da gece-gündüz bıçak taşırdım üstümde... Hayatım boyunca böyleydim...

Bana “Korkma yahu!” dedi. Ben da “Birceez tabanca varsa şimdi ver bana, asıl şimdi lazım” dedim, asıl hadiselerin içiydi...

“Yok yok, sen karışma” dedi bana, “sen sinirli adamsın...”

“Yok, bu sinire gelmez, Rumlar’ı aha görün” dedim..

“Korkma gardaş!” dedi bana...

Hadiseler hemen gıl gadar başladıydı, ilk günleriydi... 63 hadiseleri yani... O zaman 63’te askere aldıydılar beni. Birkaç gün sonra bakarık, kardeşim yok... Bunlar aldılar kendini, Kale’ye götürdüler... Kale’ye götürdüklerinde bilmem artık neler konuştular... Kale’ye gittiğinde, Kale’nin içinde iki kişi vardı. “Nere gitti be Süleyman?” dedim. “Gezmeye çıktılar galiba...” dedi. Meseleyi bilirdi fakat bana bir şey söylemekten korkarlardı, çekinirlerdi... Anladın? Bana anmadılar, “Kardeşini aldılar gittiler” diye. Götürdüler kendini Babutsalar’a, Babutsalar’ın orta yeri bomboş idi. Yalnız karşıda bir barakacık vardı, lamarinadan...

 

SORU: Orada silah talimi falan da yaparlardı galiba...

YAŞAR ASPİRİ: Evet, ben da yaptım orada... Götürdüler kendini oraya... Yan taraflar hep babutsa doluydu. Yalnız bir yolcuk vardı böyle ki içeriye girerlerdi... Kamp gibi onun içi... Onun içinde ne yaptılarsa, öldürdüler kendini ve gömdüler kendini babutsaların altına... Ben ne bileyim... Gece gündüz aradık, sorduk, “Bilmeyik filan” dediler... Söylemezler...

 

SORU: Oğlu Arif kaç yaşındaydı o zaman?

YAŞAR ASPİRİ: Arif o zaman bizde kalmadıydı... 15-16 yaşlarında bir şeydi, ben ondan biraz daha büyüktüm... Böylelikle, onun içinde kendini gömdüler. Ve bunları vuranları, yapanları, hepsini bir bir biliyorum.

 

SORU: Sonra nasıl öğrendiniz öldürüldüğünü?

YAŞAR ASPİRİ: Rum polisinden öğrendim. Rum polisi söyledi bana... Onlar da bilirdi, kimler vurdu, kimler yaptı. “Bu yannı gelseler, biliyoruk kimlerdir, bulsak kendilerini ama tutamayıyoruk” dediler bana... Casus adamlar vardı Rumlar’la alış-veriş yapan ama kimse bilmezdi kim olduklarını. Bizim tarafta ne yaparlardı, ne yapmazlardı, polis hepsini bilirdi. Bizim Türkler’den vardı casuslar... Ve kardeşimi nasıl vurdular, nerede gömdüler, hep bunları bilirlerdi. Ben da nasıl öğrendim? O zaman hadiseler başladığında, o yannı gitme, bu yannı gitme yoğudu. H. Usta vardı, vuranların içindeydi bu adam da, bana dedi “Gidesin Lefkoşa’ya filan şeyi alıp getiresin bize” dedi. Gitmeye gittik, çıktı önümüze bir taksi polis... Biz da arabayla geldiydik Lefkoşa’ya. Ayyorgi diye bir yer var, Rumlar’ın orada  panayırı olur, bir ağaçlık, meydanlık... Ayyorgi Panayırı derler... Larnaka’nın dışındaydı ama ırak değildi... Tam o Ayyorgi dediğim yerden geçerken araba, polis durdurdu biri. Arabanın içinde 35-40 kişi vardı bizim, otobüsün... Ben da dibelik böyle arkada otururdum. Dimitragi isimli bir Rum polis vardı, bilirim kendini, arkadaş idi. Bir girdi içeri, baktı, gördü beni. “Ela, ela sen” dedi bana, “Yaşar, gel” dedi, “İn aşağı” dedi bana Rumca. İndim aşağıya... Otobüs şöförüne “Siz gidiniz” dedi. “Niçin aldın Yaşar’ı?” dediler. “Yok, bir şey yoktur, getireceyik geri size gene” dedi.

Aldılar beni polisler, hep silahlı... Araba kaçtı bizim, kaldım ben Rumlar’la beraber. Koydular beni taksiye, doğru polise götürdüler. Bir boş oda vardı, boş odanın içine koydular beni. Oturduk böyle...

“E, nasılsın Yaşar?” işte şundan bundan, alttan üstten... “Neredesin? Napan?” Ama daha benim askerliğim başlamadıydı... “Ben sinemada işlerim” dedim... “Ne var?” dedim.

“Onun için değil” dedi... “Sen bilin” dedi bana, “sizde Türk askerleri var” dedi bana.

“Ne Türk askeri yahu?” dedim, “ben ömrümde Türk askeri görmedim...Ben gece-gündüz sinemadayım, bilmem” dedim.

Skarladılar beni... Sonra “Tamam” dedi... “Bak sana bir şey söyleyeceğim Yaşar, sana bir şey söyleyeceğim ama bu işi yapasın ha!” dedi.

“Senin kardeşin nerededir?” dedi.

“Ne bileyim?” dedim... “Kaç gündür ararım kendini ama bulamadım” dedim.

“Haaa” dedi bana... “Bulaman kendini, hiç bulamayacan” dedi.

“Niçin bulmayacağım?” dedim.

“Bunu sizinkiler vurdu, öldürdü” dedi.

“Yok da!” dedim...

“Rumca okun?” dedi bana.

“Az okurum” dedim...

“Okuyayım sana, sen anlan” dedi...

“Ahmet, Mehmet, filan, filan, filan” dedi, “bunlar kardeşini götürdü ve öldürdüler, gömdüler babutsalara” dedi.

“Yok da!” dedim...

“Ama nereciğe gömdüklerini bilmeyik ama kardeşini bunlar, bu adamlar vurdu ve gömdüler kendini babutsaların içine... Ama nereciğe gömdüklerini bilmiyoruk” dedi... “Bu adamlar gelse, tutacağım kendilerini ama bir türlü gelmezler bu tarafa... Tutamıyorum kendilerini” dedi...

Ve böylelikle meseleyi kapattılar.

 

SORU: Ondan sonra ne yaptınız? Mesela oğluna nasıl söylediniz?

YAŞAR ASPİRİ: Oğlunun hiç haberi yoktu... Epey zaman, hadiseler geçtikten kerli konuştuk... Kardeşim mücahitlik başlamazdan önce öldürüldüydü, o zaman “Teşkilat” zamanıydı... Gavur da hazırlık yapardı bizim için... O zaman tuttular ve öldürdüydüler kendini... 63’ten sonra ben askere gittiydim... Ben daha asker değildim kardeşim öldürüldüğünde...

Arif’in dükkanı vardı Leymosun’da, plakçı dükkanıydı...

 

SORU: Süleyman Aspiri nasıl biriydi? Neşeli biri miydi?

YAŞAR ASPİRİ: Kardeşimin tabiatı, sinirli bir adam değildi... Kumarcıydı... Kumar oynardı... Her gece kumar oynardı. Hususi dükkan yaptılardı, her gece orada kumar oynanırdı. Gece-gündüz kumar oynardı ve kazanırdı... Parası vardı... Bir gece kumar oynarlardı, pek çok oyunun ustasıydı bu, birçoğunun parasını alırdı! Böyle haki rengi bir pantolon giyerdi, bu pantolonun cebi, te aşağıya, paçasına kadar giderdi... Adamın bir tanesi parayı bitirince, “Gideyim alayım para da geleyim” dedi. Adam çıktı dışarıya, gitti para alacak diye... Gitti, polisi getirdi. Polisi getirdiğinde, çaldı kapıyı... “Kim o?” dedi, “Aç!” dedi... Açtı baktı, üç tane polis. Girdi içeriye polis, kardeşim da oturur masada, diğerleriyle... Önünde de ufak bir para... Kıbrıs parası...

“Eeee, Süleyman!” dedi polis, “şimdi kurtulman! Seni çoktan arardım bulayım, akibet buldum!” dedi. “Napan?” dedi polis kendine...

“Hiiiç” dedi...

“Bu para nedir?” dedi...

“Bozukluktur bunlar...” dedi, aldı koydu cebine... “Bu para benimdir, ben kağıt oynamam ya” dedi.

Polis, “Sizi yoklayacağım” dedi...

“Niçin yoklayacan?” dedi...

“Yoklayacağım” dedi polis. “Bak, mahkemeden kağıt var, hepsinizi yoklayacağım!” dedi polis.

Yokladı polis, kimisinde para buldu, kimisinde bulamadı. 

Kardeşim, “Yokla beni!” dedi...

“Be Süleyman, doğru söyle” dedi...

“Bak!” dedi kardeşim polise, “Çıkarayım gömleği da, pantolonu da çıkarayım, ne istersan çıkarayım!” dedi...

“Çıkartma, biz yoklarık seni!” dedi polis... “Bakayım cebine!” dedi. Soktu elini cebine, bir şey yok... Paralar, paçaya gadar indiydi çünkü, cep uzun ya! Polis soktu elini arka cebine, yok!

“Bende para yok!” dedi kardeşim...

“Gene kurtuldun elimizden!” dedi polis...

“Ben geldim seyredeyim” dedi kardeşim!

Polisler yazdılar, cızdılar, sonra kaçtılar... Orada olanlar, “Be Süleyman! Naptın be o gadar parayı?” diye sordular!

“Naptım be?” dedi... Kalktı yukarı, soktu elini cebine, çıkardı bir tomar para!

“Yok vereyim elin polisine da alsın da yesin!” dedi... “Benim cebim okunmuştur! Dokanamazlar! Bakarlar ama görmezler!” dedi... Onlara bile söylemedi ki cebi aşağı, paçasına kadar iner!

Her gece kumar oynardı... Doluydu dükkanları, umurunda değildi... Dükkanlarında saatler vardı, aklına ne gelirsa, herşey vardı... Müşterileri çok vardı, potin alsınlar, eşya alsınlar, gömlek alsınlar... Veresiye yapmazdı... Hiçbir şey umurunda değildi, maraz etsin falan yoktu öyle şey. Kahveye gelirdi, “Bakın kola verin” derdi... Yüzüne gülerdi insanlar... Kahvede kağıt oynamazdı mesela. Kumarı da o dükkanda oynardı. Yayan gider gelirdi – mesela velesbite binmezdi... Rumlar çok severdi kendini, alış-veriş yaparlardı. Tabancalar, bıçaklar, paltolar, herşey vardı dükkanında...  Halka çok yardım ederdi... Fakat “Teşkilat” zamanında beleşten öldürdüler kendini... O zaman, hadiseler başladıydı, kardeşimin dükkanları hep o yanda kaldıydı. Son kardeşimi vurduktan kerli, bilirlerdi diye, açtılar ve yağmaladılar tuhafiyeci dükkanını. Türkler da, Rumlar da yağmaladı... Bana haber verdiler, “Be git da kardeşinin dükkanını açtılar” dediler. Yasak-masak dinlemedim, gittim, bakarım dükkanın içine, birkaç tane Türk kadın vardı... “Be, ne ararsınız bunun içinde?” dedim. “Napayım? Hepsi aldı, ben da gömlecik alayım çocuklara dedim” dedi bir tanesi! “Ananın malı mı bunlar da alasın?” dedim. Attım kendini dışarı ama... Ancak da ufak tefek bir şeyler kurtarabildik. Kağıtlar, mağıtlar, darmadağındı onun içi. Gerek Türk olsun, gerek Rum olsun, o dükkanı yağma ettiler.

Kardeşim tekrar evlendiydi, Yağcılar’ın Fatma’yla... Bilmem nerede olduğunu... O zaman dul kaldıydı, o da kardeşim öldükten kerli, taşıdıydı ufak tefek, potin motin, satsın evde diye... Potin dolu dükkana dokanmadıydılar çünkü. Fatma Hanımnan beraber gittik o dükkana, kilidi kırdık, Birleşmiş Milletler de vardı, ne yaptığımızı sorunca, “Bizimdir bu dükkan” dedim. Bir da Rum polisi geldiydi. Açtık, mecbur olduk, bir araba aldık, o potinleri taşıdıydık İskele’ye, evine.

 

SORU: Yaşar Bey, Haşim Arap’ı nasıl tanırdın?

YAŞAR ASPİRİ: Ufak yaşımdan beri beraberdik.

 

SORU: Nasıl biriydi Haşim Arap?

YAŞAR ASPİRİ:  Halk severdi kendini ama insanlara çok uyardı Haşim Arap. Sen yalan söylesen ve birini şikayet etsen bile, tutardı o insanı dövsün... Bu dediğim Babutsalar vardı, onun içinde kampları vardı “Teşkilat”ların, onun içinde kalırlardı... K. vardı orada, kalırdı... Biz de Haşim’le gece-gündüz içerdik. Ama öyle bir yasak oldu ki, konyak, sigara, hiçbir şey yok! Ne Rum tarafına geçebilirdik, ne bir şey!

 

SORU: Niçin yani içki yasağı koyduydular?

YAŞAR ASPİRİ: Yasaktı işte... Abluka vardı, her taraf sarıldıydı. Giriş-çıkış yoktu... Biz ne yapardık? Kötü bir kadın vardı, L. isminde... Karşıda hanay vardı, onun üstünde kalırdı. Bu bizden korkardı daha önceden. Çıkardı hanaya, biz bu yandan camiye çıkardık ve görürdük kendini. Bir şey istediğimizde o hanaya çıkardı, biz da camiye... İşaret yapardık kendine – bir yol vardı, biz “iki taş arası” derdik... Araba geçmediği için... İçeri geçemezdi bu kadın, yasaktı kendine... Gelirdi oraya, “Nestersiniz?” derdi, “Konyak getir bize, hem sigara” derdik. Gider alırdı bize, gizli gizli getirirdi bize ve biz içerdik.

 

SORU: Yani yasak olsa da, siz içmeye devam ederdiniz...

YAŞAR ASPİRİ: Biz içerdik... Gerek benden, gerek Haşim’den korkarlardı... Fadıl’ın barı vardı, “Yalı Bar”... Bazan anahtarı verirdi kendine, emniyeti vardı bize... Açardık kapıyı, pencerecik vardı, koyardık masamızı oraya, içerdik. Bir gün N. isminde bir vardiyan vardı – geberdi gitti ya – ve gene bir avukat vardı, o da başkanlık yapardı onlarla beraber... Gördü bizi ki Fadıl’ın barına avukat olan ve hemen gitti N.’ye söyledi... Bir kişi daha aldı yanına, bellerinde tabanca N.’nin... Geldi, camdan içeri baktı, gördü bizi içerken... Çaldı pencereyi... Haşim’e “Bak da N.’dir” dedim... “Bırak bana kendini” dedi... “Hallederim şimdi” dedi. “Sen kalkma yerinden” dedi. Kalktı, açtı kapıyı... “Naparsınız be?” dedi N. “Ne bağırın? Ne var?” dedi Haşim Arap. “Nesten?”  N. “Naparsınız be?” dedi. “İçerik be!” dedi Haşim Arap, “Bak benim konyağıma!”

“Nerden buldun?” dedi N. “Sen, siz nerden bulursunuz, onun içinde haspalanırsınız, hep konyak?” dedi Haşim Arap. “Sizin canınız var da bizim  yok mu? Defol git! Zannetme belinde tabanca var, alırım o tabancayı...” dedi Haşim Arap. “Defol buraştan! Gaybol!” dedi. Korktu ikisi birden, gittiler. İçeride içerler ya bunlar... Yarım saat geçti geçmedi, baktık hem başkan, hem üç-dört kişi daha geldiler. Dedim “Be Haşim! Bak, 4 kişi oldular ha!”

“Hiç merak etme sen!” dedi bana, “Sen, yerinden kalkmayacan! Ben istemem seni belaya koyum! Bana bırak! Bak bıçak var orada, gorkmam ben!” dedi. Gittim, bir büyük bıçak vardı, aldım bıçağı, getirdim, koydum masanın üstüne ama örttüm kendini örtüyle ki görünmesin! Her ihtimale karşı çünkü onlar hep tabancalı, bizde de bıçaktan başka bir şey yok!

Başkan geldi bir baktı içeri, gördü bizi... Tak tak çaldı... Açarkenden, “Ooo, merhaba arkadaş!” dedi. “Merhaba efendi, ne var?” dedi Haşim Arap. “Hiiiç” dedi... “Napıyoruz?” dedi. “Aha” dedi Haşim Arap, “arkadaşnan içeriz... Noldu? Yasaktır?”

“Yooo” dedi bu... “İçin” dedi, “ama bakın size bir şey söyleyeyim. İçeceksiniz? Başka kimse bilmesin” dedi... “Bildiğiniz gibi yasaktır, içiniz... Bana başka türlü söylediler ama, içiniz” dedi. “Arkadaşlar yürüyün kaçalım” dedi. Bunlar kaçtı... Daha yedek konyağımız vardı, içerdik orada gece vakti... İçerken tekrar bu N. dediğim adam geldi... “Garışma da dövecem bunu” dedi Haşim Arap. “Aksi bir şey söylersa, dövecem da atayım kendini denize!” dedi.

Bu geldi, açtı kapıyı. “Nesten be?” dedi Haşim Arap... Tuttu kendini göğsünden, “nesten be? Giden gelin buracığa” dedi... “Haşim, biz arkadaşık” dedi bu. Haşim da “Sen adam olmadın gelip bize konyak içer miyik diye karışasın” dedi... “Başka defa geldin, hiç şakam yok, seni öldürürüm!” dedi kendine. “Tabancan da kalır sana” dedi. “Zannetme ki tabancan vardır... Şimdi kaçmazsan döveceğim seni” dedi... Bu aradı alttan alsın... “Hade güle güle” dedi. Kalktı, kaçtı, bir daha da gelmedi yanımıza. Ama buna ah tuttular. İsterlerdi temizlesinler kendini ama kimse gıynaşmazdı... Bir gece, ölmezden evvel, bana “Be refik, gonyak var mı senin evde?” dedi. Dedim “Var be refik... Neysa, gideyim alayım meze da, da geleyim içelim...” “Tamam” dedi. Te geleyim evden, götürdüler kendini o kampa, içeri... Yani Babutsalar’a... Onun içinde bu K. da, O. da, birçokları onun içinde. Girdiğinde içeri, öyle bir raddeye geldi, komutanla kavga etti Haşim onun içinde. “Ben kaçacağım” dedi, çıktı böyle kamptan, az ileride Atatürk’ün büstü vardı... Oracıktaydı... Yarı yola kadar gitti... Arkadan çağırdı bir tanesi, “Nere giden ya be Arap?” dedi kendine, “bu gadar cesursan, giden?” dedi kendine. Maksat kaçmasın diye aksi lakırdı söyledi kendine. Haşim Arap da “Gel buraya, kim isan” dedi kendine. “Geleceğim” dedi. Komutan bu yandan,  ufak stencikler vardır gördüysan eğer, o zaman o yanda hep bunlardan tutardılar... Komutan aldı steni, “Al O.” dedi, “Git bu Arap’ı vur” dedi. “Yook komutanım, ben bu adamı vuramam, o adam çok samimi arkadaşımdır, çok iyi adamdır, ne vuracağım?” dedi. “Bu adamı şimdi vuracaksınız, hemen!” dedi. O. “Vallahi komutanım, onu vuracağıma, daha iyi al tabancayı, sen vur beni buraşta, onun yerine” dedi. “Ben emrederim sana! Ben geldim buraya, hepsinizi idare edeyim! Görevli olarak geldim ben Kıbrıs’a!” dedi komutan. Kaçak geldiydi bu komutan ve epey zaman kaldıydı onun içinde, karargah yaptıydılar kendine... Deniz sahilinde, büyük bir binaydı – çok eskiden talebeler için bir yerdi. Sonra “Teşkilat” aldıydı burayı ve karargah yaptıydı, komutanın da hususi odası vardı, onun içinde yatır kalkardı... “Ben” dedi, “geldim bunun içine, hem sizi idare edeyim, hem da göreyim ne var, ne yok, Türkiye’ye bildireyim... Gördüklerimi Türkiye’ye bildiririm” dedi.  “Bilirik komutanım” dedi O. “Madem ki bilin, neden benim emrimi yerine getirmen? Vuracaksın o adamı!” dedi komutan. “Komutanım vuramam... Vuramam... O benim arkadaşımdır... Bende öyle cesaret yoktur arkadaşımı vurayım” dedi O. Atıldı bu yandan K., “Tamam komutanım, ben vurayım kendini...” dedi. Bu K. dediğim adam, Lefkoşa’dadır şimdi, K.’ya verdiler steni... Gitti, yanaştı yanına, “Be Haşim, gel yahu bu tarafa!” dedi. Haşim “Noldu yahu K.?” dedi. “K. M. yoktur” dedi kendine ve taradı... Vurdu kendini... Taradı kendini... Haşim biraz yürüdü ve düştü yere... Ve kalktı yukarı tekrar, “Ah be K. ! Yaptın bana oyunu!” dedi... Sonra düştü kaldı, bitti... Giderler bakarlar kendine, yatır cansız... Gittiler aldılar içeriden pattaniya, koydular, sardılar kendini, doğru attılar kendini arabanın içine... Doğrudan mezarlığa. Ama mezarlığa gittiklerinde, dibelik içeri gömmediler kendini... Kapı var, sağ kolunda, kapıdan ancak bir iki metre içeri, kazdılar ve attılar kendini içine olduğu gibi... Bir taşçık böyle koydular, bir taşçık da öyle koydular...

Ben evden aldım konyağımı, yiyeceğimi, ben ne bileyim?  Geldim böyle yola gideyim, baktım yolda iki tane polis durur, tam yolun içinde. Aradım böyle geçeyim, “Dur” dedi, “Yaşar, nereye gidiyon?” dedi polis. “Ne var? Arkadaş beni bekler” dedim. “Arkadaşın kim?” dedi bana. “Neçin? Bilmen? Haşim’dir” dedim. “Yasaktır” dedi. “Geçemen” dedi, “ararsan geçesin, seni vuracayık!” dedi. “Nedir be bana tabanca çekersiniz?” dedim. “Geçmeycen yahu!” dedi, “geçmeycen! Emir bana böyle! Napayım be gardaş? Geçme yahu!” dedi. Fakat benim haberimde yoğudu... Bana fırsat vermediler geçeyim, bilirlerdi arkadaşım olduğunu, bana fırsat vermediler. “Git da biraz sonra yollaycam kendini gelsin mahalleye” dedi. Döndüm gittim mahalleye... Sabahtan bakarım, Dikili Fatma bağırır çağırır! “Noldu be?” dedim, gittim baktım, “Aman Yaşar’ım da Haşim’imi öldürdüler!” dedi... “Kim öldürdü be?” dedim... “Aha o yanda o askerler vurdu kendini!” dedi. “Hangi askerler be?” dedim, “hangi askerler?” “Aha, Babutsalar’da adamlar vardır da onlar vurdu kendini” dedi... “Gavvole” dedim. Gündüz gittim Babutsalar’a, içeri koymadılar beni. Stennan beklerlerdi kapının içinde, kimseyi koymazlardı... “Giremen içeri” dediler bana, “Emir öyledir, kimseyi koymayık, hele seni hiç!” dediler bana... Bu şekilde... Çok cesurdu, herşeyi yapardı, korkmazdı... Komutanla o kadar belaya girsin, şey etsin, korkmazdı...

Bu Haşim’in ben çooook belasını çektim! Bir keresinde beş sene hapislik alıyordu... Bereket versin hakimler, Rum polisleri olsun, kumandanlar olsun, hepsi beni çok iyi tanırdı... Bu hakimlere çok yardım ederdim ben, yok para yardımı, işte evine onu bunu götüreyim falan filan, bu şekilde... Kavga çıkarırdım mesela, bana ceza kesmezlerdi... Bir keresinde iki sene hapislik yeycektim ama iki lira ceza kestiydi bana hakim ve yollattı beni. Öyle bir suç yaptıydı ki Haşim, en az beş sene hapis yiyecekti... Ve kendini kurtardım. Başka bir arkadaşa uydu, gitti kavga çıkardı, naptı, birbuçuk sene hapislik yedi... “Be Haşim, uyma” dedim kendine... “Aha benimnan yen içen, niçin bunları yapan?” dedim. “Gavvole, aha bir delilik yaptım” derdi... “Bir değil, iki değil, haçana bir gidecem hakimin yüzünü göreyim ben?” dedim kendine. “Ben da utanırım” dedim... “Bu son olsun” dedim, “Son” dedi. Gitti, birbuçuk sene hapislik kestiler kendine.

Yeni bir Raleigh velesbit aldıydım, sarhoş oldu, gitti darmaduman ettiydi bisikleti! O zaman pahalıydı Raleigh, yeşil renkte... Sarhoş oldu Haşim, gitti, kırdı, getirdi bana! Kırıldı!

“Be Haşim, naptın be böyle?” dedim... “Vallahi ben da bilmem, dalgadaydım!” dedi... “Allah bin türlünü versin. Ne deycem şimdi babama? Şimdi aldı daha!” dedim. Çatladıydı gülmeden... “Aman babam görmesin bizi amma!” dedim...

Sonra babam, “Naptın be velesbiti?” dedi, “kırdınız? Ah! Senin o Arap! Yedi bitirdi seni!” dedi...

 

SORU: Süleyman Aspiri’yi da, Behri Lambiro’yu da “Kayıplar Listesi”ne koyduklarını bilir miydin?

YAŞAR ASPİRİ: Behri Lambiro’yu da bizimkiler vurdu gene... Behri’yi tanırdım, kafadan sakatıdı biraz ama yok da dibelik deliydi... Değil idi. Şöförlük yapardı... Otobüsü çok vermezlerdi sürsün... Deliliği da neydi? Sinirliydi...

 

SORU: Ondan ne isterlerdi da vurdular kendini?

YAŞAR ASPİRİ: Delilik yapardı, kızardı, söverdi... “Şunu yapacam, bunu yapacam, öldürecem” gibi laflar ederdi... Babasını dövdüydü, kardeşi saldıydı vursun da bıçak çektiydi kardeşine... Götürdüler kendini, temizlediler kendini..

 

Kaynak: Ağustos 2006, Yenidüzen

 

 

 

Yorum Yaz
  • Lütfen küfür tarzı kelimeler kullanmayalım
İsim:
E-mail
Websiteniz
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Kod:* Code
Bundan sonraki yorumları mail ile almak istemiyorum


İzleme: 1335

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol
RSS yorumları

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4

 
< Önceki   Sonraki >


Serdar Saydam © 2010 - Tüm hakları saklıdır. Hosting & Domain & Website