Anasayfa arrow Larnaka Yazıları
Larnaka Yazıları
Hala Sultan Çocukları Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Perşembe, 10 Haziran 2010

                                                      Hala Sultan Çocukları

 

Larnaka'daki Hala Sultan Tekkesi'nde bizim ailede doğmuş 15 çocuk vardır.O mübarek toprakların barındırdığı tabiat güzellikleri, bu gün en büyük çocuğun yetmişine yanaştığı halde, hafızasında bütün tazeliğiyle yaşamaktadır. 

Her zaman sabit olan düşünce, gerçek hayatta cennet diye bir kavram varsa Hala Sultandaki yaşam tarzımızın, ailemizin hayat sürdürdüğü dönemde bütün görkemiyle bunu pekiştirdiğidir.

Hala Sultan çocuklarının ruhi bağlantı kapsamında Ümmü Haramın buralara verdiği mistik  havadan etkilenerek, bu duyguları çeşitli vesilelerle sineye çektiklerinden de şüphe yoktur.

 

Ancak 60 lara kadar uzanan zaman kesiminde Hala Sultanda yaşayanların tecrübesine vardığı bir gerçek de, Tekke arazisinde akşamın zifiri karanlığını telafi edecek sabit ışık kaynağının yokluğuydu. Bu durum, gündüzleri ahenkli bir tempo ile kulak dolduran kuşların ötüşünü, böceklerin cırıltısını, ovada otlayan koyun, kuzu seslerini ve de tabiatın bütün güzelliklerini aksettiren bu topraklarda akşamleyin hakim olan zifiri karanlıkta,bir baykuşun çok yakın, ansız belirmesi veya ötmesi, yarasaların insanın yüzüne çarpacakmış gibi uçarak geçmesi, bir de nenemizin iddiasına göre Hala Sultanın ruhunun oralarda dolaştığı, çocukluk yıllarımızda oradaki yaşamımıza korkuyla karışık esrarengiz bir etki yapıyordu.

 

Kış aylarında yağmurlardan dolup taşan tuz gölünün celbettiği muhacir su kuşlarının, gölün tabii ihtişamına kattığı ekstralar yabana atılamaz. Bunu müteakip yaz aylarında göldeki suyun kuruyup, yatağının yüzünde biriken tuzun toplanması bizim tekkede yaşadığımız dönemde civardaki köylülerin eşekleriyle tuz toplayıp piramide benzer bir yığın yapmaları, kırıntı taşıyan karıncaları andırırdı. Hala Sultan çocukları en az on futbol stadyumu kadar bir meydan ihtiva eden göl yatağının dümdüz yüzünde, çiftlikteki atların çıplak sırtında dörtnal koşuların tadını çıkarma imkanına sahiptiler.

 Ailemizin Mormenekşeye kadar uzanan çiftlik arazisini genellikle tahıl üretmek maksadıyle ekip biçtiği 30 yıla yanaşan zaman, biz Hala Sultan çocuklarının hala özentisiyle yaşadığı bir dönemdir.

 1955 e kadar adadaki bütün Türk halkının senede iki kez bayramlarını kutlamak için Hala Sultana dökülmeleri, bugün tarihe karışmasına rağmen hatıramızda çok derin yeri olarak kalan olgudur.

 

2004 yılında ulaştığım zaman gördüklerim ne yazık ki bu güzel hatıraları anımsatacak görünümde değildi. Ailemezin ikamet ettiği 6 çiftlik evinden eser bile yoktu. İskeleden gelen yoldan tekke meydanına girişte, çiftlik arazisine geçit sağlayan köprüde durup Mormenekşe istikametine baktığım zaman, o güzelim hatıraların nasıl yokolduğunu görmekle kahroldum.Ne yazık ki; Tuz gölünü dolduracak kadar gözyaşı döksem de, o hatıraların ancak bugün hayatta olan Hala Sultan çocuklarının hatırasında yaşamasından başka olasılık yoktur. Hasan Osman Tekkeli

Melbourne - Australia

Nisan 2009  

Not: Kıbrıstan 1960 yılında ayrıldım. Amcam Halil Fikretin Zuhuri'nin böğründeki  çarşıdaki dükkanında  okul tatillerinde ve çoğu zaman okul sonrası çalıştığımdan dolayı , sizin aile fertlerini tanıma imkanım oldu. Anne tarafından da, rahmetli Hasan Sadık dayımdır.Göz şahidi olduğum çok olaylar var. Zaman zaman hatırladıkça İskeleli olmaktan inanılmaz  derin haz duyuyorum. Üçbin kelimelik, kendi yaşam süremde İskelenin birçok yönünü bizden sonraki nesillere  aktarmaya yönelik bir yazım var. Fakat bugün size ailemizden 15 çocuğun doğduğu Hala Sultan Tekkesiyle ilgili yazımı gönderiyorum.
Lakaplara gelince, şimdiden listede olmayan birkaç tane hatırladım. Ama birkaç gün sonra size bir liste göndermeyi uygun buldum. Ahmet Züğürtün anlattıklarına ben de şahidimç Ama gerek Türk çarşısıyle ilgili, gerekse Galifaca olaylarıyle ilgili anlatılacak çok şey var. İskeleli ruhunu yaşatabilmek için yeni nesillerin bu duygusal hatıraları hazmedıp sineye çekmesi gerek diye düşünüyorum.Siteniz yoluyle birçok verimli katılım olacağına inanıyor ve sizi tebrik ediyorum.
Samimi temennilerimle
Hasan Osman Tekkeli

 

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol | İzleme: 121

 
Larnaka'nın Köyleri Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Perşembe, 27 Mayıs 2010

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol | İzleme: 162

Devamını oku...
 
Larnaka'nın Balıkçıları Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Çarşamba, 26 Mayıs 2010

                                                  Larnaka’nın  Balıkçıları

Aylardan temmuz ayı, gün batımı saatleri. Herhangi bir gün, diğerlerinden hiçbir farkı olmayan, hep birbirine benzeyen yaz günlerinden biri. Güneş  yavaş yavaş dağın arkasına saklanmaya ve yerini az sonra çıkacak ay ışığına bırakmaya hazırlanıyor.Günün bu saatlerinde deniz, mavi renginden sıyrılıp, gümüş rengine bürünüyor. Gün boyu izlediğinizde denizin ne kadar renk değişimi yaşadığını görürsünüz. Sabahın erken saatlerinde tıpkı kristal bir bardak rengindedir. Işıltılı, göz alıcı ve her kum tanesini görebileceğiniz  kadar şeffaftır. Saatler ilerledikçe mavinin her tonunu barındırır. Akşam saatlerinde mordan laciverte dönüşerek inanılmaz bir renk cümbüşüyle geceye teslim olurken en güzel zamanın hangisi olduğuna bir tũrlũ karar veremezsiniz.Martılar sevinç çığlıkları atarak, balıkçı sandallarından kendilerine atılan akşamın son bahşişlerini paylaşıyorlar.

Kasabanın sokak ışıkları birer birer yanmaya başladı. Karşı kıyıdan diğer köylerin ışıkları panayırı andırıyor. Bir kırmızı bir sarı yanıp göz kırpıyor karşı kıyılara.Her akşam bu saatlerde beyaz bir yelkenli hafif esen meltemin etkisiyle salına salına geliyor. Arkasından bembeyaz bir gemi. Belli ki yolcu taşıyor, alımlı çalımlı ve kendinden emin bir tavırla limana yaklaşıyor, yolcularına güzellikler yaşatmanın verdiği gururla. Bu gece dinlenip yarın yine, yeni yolcularına, mavi yolculuklarda, bambaşka güzellikler yaşatmak için.Limana yaklaşırken beyaz geminin arkasında, annesinin peşinden giden, oynamaktan yorgun düşmüş haylaz çocuklar gibi yalpalaya yalpalaya  ilerleyen   rengarenk balıkçı sandalları var. Denizin tepesinden onlara bakan yıldızlarda saklambaç  oyunundaki gibi saklandıkları yerden bir bir çıkmaya başladılar. Denizin üstüne  düşen ayın ışığı  eve dönüş yolunu gösteriyor…Sevenler için uzaklardaki özlenen dost gibidir deniz. Zaman zaman kıskanç bir aşık gibi hiddetli, zaman zaman cilveleşen bir yosma gibi.. “Gel gel” diye çağırır kucağına mavi gözlü yar sevdiğini... Kaç kişiyi koynuna aldı, sonsuza kadar bilemezsiniz! Bir o kadar da tehlikeli!..Asla kayıtsız kalamazsınız.

“Bugün de sağ salim eve dőnũyoruz, yarına Allah kerim” diyerek, güneşten yanık tenli esmer, güleç yüzleriyle ,ekmek teknesini denize emanet ederek, sabah olmadan tekrar denize açılmak üzere evin yolunu tutuyor balıkçılar...Hanımlar sofrayı hazırlamış. Penceresi açık evlerden gülüşme sesleri geliyor. Balkonlarına oturmuş denize karşı, akşam yemeklerini yemek  için hazırlık yapanları görünce  insanın neredeyse “perde açılsın şölen başlasın” diyesi geliyor...Almış eline orta yaşlı balıkçı, buzlu konyağını, gün boyu cebelleştiği denizi seyrediyor; simdi geçip karşısına hesaplaşmak zamanı! Aldıklarının karşılığında verdiklerinin hesabını sormak zamanı! Bu hesaplaşma her zamanki gibi şişenin ve gecenin sonuna denk gelir!..Ama her zaman deniz kazanır... Verdiği  sadece çocuk çoluğun nafakası... Ama ya aldıkları? 

Daha on yaşımda ya vardım ya yoktum”diye anlatmaya başladı orta yaşlı balıkçı. “Babamı yuttu bu deniz”diye devam etti.” Günlerce aradı sandallarla kasabalı, “Ama deniz aldığını geri vermez ki!”dedi. “Bulamadık babamı. Bir sabah aldığım gibi sandalı denize açıldım, çok küçüktüm, motoru bile çalıştıramazdım, asıldım küreklere gidebildiğim  kadar gittim, durdum denizin ortasında, ağladım ağladım, istediğim gibi denize küfür ettim, ama gene de babamı geri vermedi bana” dedi  ve kısa bir ah çekerek devam etti; “Ama nasıl oldu ben da anlamadım. Farkına varmadan babamın hesabını sorayım derken denize, ben de balıkçı oldum çıktım. Denizin tuzunu bir kere yaladın mı, bir daha vazgeçemezsin” dedi.

“İşte deniz böyledir. Bir kere alışan bu tuza  bir daha vazgeçemez. Ne deniz fırtınası ne yağmur ne olursa olsun Allaha sığınıp, her gece çıkarız balığa; kaderde  ne varsa balıkçı doğduk balıkçı öleceğiz. Başka bir iş  bilmedim, yapabilir miyim diye de düşünmedim doğrusu. Babamın bıraktığı yerden devam ettik. Aldı da verdi da. Cefası çok ama geçtik mi  karşısına, aldık mı bu havayı (havada tuzlu bir nem kokusu var) dünyanın ne başka  yerinde yaşayabiliriz, ne de başka bir iş bizi memnun eder” diye sözünü tamamladı orta yaşlı balıkçı.. Öyle bir bakışı vardı ki denize, annesinden ayrılan çocuk gibi hüzünlü. Babasının matemini ise denizle paylaşıyordu, bakışları "Benden çok sevdin"  diyerek.  Babasını aldığı için denizi affediyordu sanki, öyle bir sevgi vardı nemli gözlerinde. Onu dinlerken anlamaya çalışıyordum. 

Bir deniz kasabasında, doğmuş yaşamış ve  yaşlanmış bir balıkçının denize aşık  olmasından, ondan vazgeçememesinden daha doğal ne olabilir ki! Ama ya o kasabadan ayrılmak ve başka yerde yaşamak zorunda kalmak ? Bildiğim bütün balıkçıların buna benzer birçok hikayesi var Larnaka’da..

Ve Larnakalılarda  büyük bir deniz aşkı var. Hangimiz annelerimizden izinsiz kaçarak denize dalmadık ki? Erkek çocuklarının “İskelebaşı”na  gitmeyeni var mı acaba? Hele yığın yığın tepe olan ficaların üstüne koşarak dalan, gece annelerimizin ninnileri yerine sandalların motor sesleriyle uyumadık mı? Sabahları denizin uyuyan halinden etkilenerek taş sektirmedik mi  üstünde  deniz uyansın diye...

Larnaka deniz kasabası her zaman çok özeldir... Larnaka’yı  özel kılan bu  insanlara  ve tüm deniz (Larnaka) sevdalılarına... Burada doğan ve burada yaşayan tüm balıkçılara... Denize gidip de dönemeyen dedem Mustafa Hindi’ye, sevgili dayım  Hasan Kahgüllü’ye, eniştem Mahmut Şeytan ile Musmul’a,  Pırlama’ya, Muhiga’ya ve tüm kaybettiğimiz Larnakalı balıkçılara selam olsun... Selam olsun Larnaka’ya gönül verenlere...

Emete Başkal-Nisan 2010 

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol | İzleme: 136

 
Emek Kokusu gibi Bir "Ş"y Larnaka Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Salı, 25 Mayıs 2010

Ekmek Kokusu Gibi Bir “Ş”y Larnaka

Kılık değiştirir yangınlarda

Günah çıkartan arsız karanlık! 

Dar gecelerde  mis kokar umut  

Yasemenler dizeriz  göğe

Ekmek kokusu gibi bir “Ş”y

Özlemek !

Uçuşan saçlarımızı vermiyor masallar.

Öldüler!Böceklere emilen düşleriyle. 

İçli dışlı  kimsesizlik sokaklar

Yalnızlık açan sardunya sabrı alnımız 

Beyaz salıncağa gömülü

Sesimizden tanıyor  Andrulya

Her sabah tozunu alıyor çocukluğumuzun 

Hâlâ güneyden esiyor anılar

Göçmen dudaklarımıza 

Bundandır, içimizin  notası kekeme bir do

Mi’ye ulaşamayan 

Mine Ömer

Aralık 2009, Kurşun Kalem Ed. Dergisi Sayı, 5

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol | İzleme: 121

 
Larnaka'ya Akşam Çökerken Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Pazartesi, 31 Ağustos 2009

                              

                               Larnaka’ya Akşam Çökerken

 

Yeşil bakışlı sevgiydi

Doğduğum ev.

Tırmandığım ağaç dallarında

Uyuyan, güneş kadar ışıklıydı

Beyaz salıncaktaki neşem.

Kırmızı çatılı evde

Mormenekşeler açardı çocuklar

Her akşam pencerede
Kollarımı sağa sola sallayarak
Good night dedirten
Hangi ülkeden geldiğini unuttuğum
Kocaman arkadaşım Hans,
Mutlu olmayı öğreten annem
Kıvırcık saçlarına düşen aklara
Aldırmayan babam,
Uzaklarda
Çok uzaklardasınız...

Sıcak yaz günlerinde
Söylediğim şarkılara
Ne çok kızardı
Münevver Teyze

Denize gönül verenler
Yosun kokarlar

Demişti ablam.....
Tamir edilen ağları seyrettiğimiz gün
Panayır kurulmuştu kumsalda

Larnaka'ya akşam çökerken,
Ninemin masallarıyla dalardık
Yasemin rüyalara

Mine ömer, Girne-1978

 

    

          

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol | İzleme: 135

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 15


Serdar Saydam © 2010 - Tüm hakları saklıdır. Hosting & Domain & Website