Anasayfa
Köfünye (Geçitkale) Olayları- Rum Askerlerinden Marios Anlatıyor Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Salı, 09 Ekim 2007

 

Tarihimizde bir dönemeç: Köfünye olayları (2)

Sevgül Uludağ 

Köfünye saldırısı sırasında rum komando birliğinde olan Marios Dembriyotis 

yaşadıklarını anlatıyor.

 “Komutanımız, ‘Topal bir tavuğu bile canlı bırakmayacaksınız’ demişti...”

 

 

Yeraltı Notları, 15 Temmuz 2005

Sevgül Uludağ

 

Tarihimizde bir dönemeç: Köfünye olayları  (2)

Sevgül Uludağ 
Köfünye saldırısı sırasında komando birliğinde olan Marios Dembriyotis, ilk kez Kıbrıs Türk basınına konuştu:   “Komutanımız, ‘Topal bir tavuğu bile canlı bırakmayacaksınız’ demişti...”
Köfünye saldırısı sırasında komando birliğinde olan Marios Dembriyotis, 1991 yılında, Kıbrıs’ın güneyinde faaliyet gösteren “İşçi Demokrasisi” adlı sol örgütün yayın organına konuşarak, Köfünye olaylarında yaşadıklarını anlatmıştı.Marios Dembriyotis, şimdi de ilk kez Kıbrıs Türk basınına konuşuyor ve yaşadıklarını anlatıyor...
Onunla röportajımız şöyle: 

Soru: Marios nerede doğdun?

Marios Dembriyotis: Baf’ta, 1948’de doğdum... Ktima’da (Kasaba’da)... 1962’de 14 yaşındayken, benim yaşımda ve benden biraz daha büyük çocuklar, paramiliter bir grupta örgütlenmiştik... Bu grupların Yorgacis tarafından örgütlendiğini sanıyorum... Bize, “Kıbrıslıtürkler yeni cumhuriyeti yok etmek istediği için ülkemizi Kıbrıslıtürkler’den korumamız gerektiğini” söylüyorlardı... Bizlere silah eğitimi vermeye başlamışlardı... Küçüktüm, tutku doluydum...

Soru: Kaç kardeşsiniz?

Marios Dembriyotis: Dört kardeştik ancak kardeşlerimden biri 50’li yıllarda ölmüştü... Şimdi üç kardeşiz. Ben en küçükleriyim...

 Soru: Annenle baban ne yapıyordu?

Marios Dembriyotis: Babam öğretmendi, annem ise evhanımıydı... Öteki kardeşlerim benden büyüktür – birisi 12, öteki 14 yaş büyüktür...

Soru: Kasaba’da Kıbrıslıtürkler de vardı, değil mi? Belki de mahallende karşılaşıyordun Kıbrıslıtürklerle...

Marios Dembriyotis: Evet, evet... Evimizin yanında bazı Kıbrıslıtürk aileler yaşıyordu...

Soru: Onlarla ilişkiniz var mıydı?

Marios Dembriyotis: O kadar da değil çünkü benim kadar küçük çocukları yoktu... Ancak onları, ailemin arkadaşları olarak hatırlıyorum... Ben cimnasyuma (orta dereceli okul) giderken, benim yaşlarımda bir kız vardı, o da Türk cimnasiyumuna gidiyordu Baf’ta... Siyah bir önlük giyiyordu, bunu hatırlıyorum, herhalde o günlerde okul üniforması böyleydi...

Soru: Beyaz da yakaları vardı, siyah önlüğün üstünde... Yani sizlere “Kıbrıslıtürkler yeni cumhuriyeti yok edecek, biz de vatanımızı savunmalıyız” diyorlardı ancak bunu reddedecek kadar ilişkiniz yoktu Kıbrıslıtürklerle...

Marios Dembriyotis: Evet, onlara inanıyordum... 14 yaşındayken, bazı Kıbrıslıtürk arkadaşlarım vardı... Okul paydos olduğunda, her ikindi vakti, çarşıya inerdim... Terzilik yapan yakın bir arkadaşım vardı, onun dükkanının tam karşısında da bir Kıbrıslıtürk’ün dükkanı vardı, bisiklet tamirciliği yapıyordu. Adı Bayram’dı... Birkaç yıl önce, onun Mağusa’da yaşadığını duydum. Bir kişiyi daha hatırlıyorum, abimin arkadaşıydı, adı Cavit’ti... Makinistti... Galiba TMT’nin de üyesiydi ancak abimle çok yakın arkadaştı. Sanırım Kıbrıs’ın kuzeyinde bir araba kazasında öldü, böyle bir şey duymuştum...

Soru: Silah eğitimi vermeye başlamışlardı... Ne tür silahlardı bunlar? Modern silahlar mıydı yoksa eski tür tüfekler miydi?

Marios Dembriyotis: EOKA döneminden bir silah vardı, bazı Amerikan silahları vardı, M 3’ler... Ancak bunlar tek tüktü... Sanırım bu silahlar eğitim içindi, herhalde daha silah vardı... Bunu şuradan biliyorum: 1963’te olaylar başladığında, bu paramiliter grupların çok sayıda silahı yoktu... Çoğunda av tüfeği vardı... Bu, benim Kıbrıs’taki durumla ilgili ilk temasımdı...

Soru: Eğitim için nereye götürülüyordunuz? Yine Kasaba’da mıydınız?

Marios Dembriyotis: Evet, bir eve gidiyorduk, gece karanlığında... Şu anda evin yerini tam olarak hatırlayamıyorum, çok gizli bir şeymiş gibi yapılıyordu bu ve bizim için bir oyun gibiydi o günlerde...

Soru: Sizi yemin ettiriyorlar mıydı?

Marios Dembriyotis: Hayır...  Hayır...

Soru: Çünkü TMT’ye katılan gençleri yemin ettirdiklerini duydum...

Marios Dembriyotis: Bizi yemin ettirdiklerini hatırlamıyorum...

Soru: Hatta kendilerine yemin ettiren kişiyi de görmüyorlardı, bir perdenin arkasında oluyordu o şahıs, yalnızca sesini duyuyorlar, duydukları yemini tekrarlıyorlardı... Ne kadar süreyle eğitim görmüştünüz?

Marios Dembriyotis: İki üç kez gittik oraya, 63’te çatışmalar çıkınca, Türk mahallesine yakın evlerdeydik, Mutallo’ya yakın... Çarşıda büyük bir sokak vardır, Türkçe bir adı vardır bu sokağın, orada bazı evlerdeydik... Bütün gece orada durup bir hareket olup olmadığına bakıyorduk ya da  bir saldırı olursa diye savunma yapmak üzere, pozisyon alıyorduk...

1964 yılındaydı, tam olarak tarihi hatırlamıyorum ancak kış olduğunu hatırlıyorum... Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlar arasında büyük bir çatışma olmuştu, bunu hatırlıyorum... Kıbrıslıtürklere ait bazı evleri ele geçirdiklerini biliyorum... O dönem mahkemeler civarındaki camiyi de bombalamışlardı, bu Baf’taki eski mahkeme binasının bulunduğu bölgeydi... Burada bir cami vardı... Onu bombaladılar ve o cami artık orada yoktur... Baf’ta iki cami vardı,  bombalamış oldukları bu cami artık yoktur orada...

Bu çatışma sırasında benim bulunduğum yerde, benim yaşlarımda bir başka çocuk ile bir de daha büyük birisi vardı yanımda. Bazı yetişkinler de vardı olduğumuz noktada. Bu çatışma sırasında, yolu geçmeye çalışan bir Kıbrıslıtürke bizimle birlikte olan birileri ateş etmişti... Bu Kıbrıslıtürk yere düşmüş ve yavaş yavaş, kendini bize karşı koruyacak bir yere çekilmeye başlamıştı... Bir duvarın arkasına gizlendi ve sabaha kadar burada kaldı... Yardım için sesleniyor, bağırıyor, ağlıyordu... Ancak kimse yardımına gelmiyordu...  Bir noktada artık sesi çıkmamaya başlamıştı... O zaman onun ölmüş olduğunu düşünmüştük...

Soru: Genç birisi miydi yoksa yaşlı mıydı?

Marios Dembriyotis: Belki bizden 50 metre kadar uzaktaydı ve karanlıktı, seçebilmek mümkün değildi...

Soru: Sonra ne oldu?

Marios Dembriyotis: Hikaye bu... Ben 15 yaşındaydım... Ancak düşünmeye başlamıştım... Bir şeylerin yanlış olduğunu düşünmeye başlamıştım... Bu örgüte üyeliğim devam ediyordu...

Soru: Bir isimleri var mıydı?

Marios Dembriyotis: “Baf Savaşçılar Birliği”ydi adı ya da buna benzer bir şey... Pek çok konuda fikirlerim değişmeye başlamıştı bu dönemde... Sol yayınlar okumaya başlamıştım... Liseyi bitirinceye kadar, tüm bu olup bitenlerle ilgili fikirlerim değişmişti... Şu ana kadar, o sesler kulaklarımdan gitmiyor...

Soru: Hangi sesler?

Marios Dembriyotis: Yardım çağıran o adamın sesi...

Soru: Yani o adamın sesi, sizi düşündürmeye başladı...

Marios Dembriyotis: Öyle sanıyorum...

Soru: Sonra ne yaptınız?

Marios Dembriyotis: Okulu bitirince askere gittim, 1966 yılıydı...

Soru: Baflıysanız askerliğinizi Baf’ta mı yapıyordunuz yoksa başka yerlere mi tayin ediliyordunuz?

Marios Dembriyotis: Hayır, Baf’ta bir yere gitmiştim askerliğe yazılmak için, beni komando birliğine gönderdiler. Leymosun’da bir ordu kampına gittim, bu bir eğitim kampıydı... Ve orada komando eğitimi vermişlerdi bana...

Soru: O günlerde eğitim veren kimlerdi? Kıbrıslılar mıydı yoksa Yunanlılar mıydı?

Marios Dembriyotis: Tabii Yunanlılardı, çoğunluğu Yunanlılardı...

Soru: Davranışlarında ya da kültürlerinde sizi rahatsız eden ya da hayranlık uyandıran, “Ah bunlar anavatanımızdan geldi!” dedirten bir farklılıkları var mıydı Yunanlı askerlerin?

Marios Dembriyotis: O güne kadar bu konuyu artık netleştirmiştim... Bu insanlardan hoşlanmıyordum... Genelde ordudakilerden hoşlanmıyordum zaten...

Soru: Neden?

Marios Dembriyotis: “Anavatan”dan gelen bu insanların, çatışmamızın kaynağını oluşturduğunu anlamıştım çünkü... Onlara karşı herhangi bir hayranlığım yoktu yani...

Soru: Ve kampta eğitildiniz...

Marios Dembriyotis: Evet... Sanırım 1966 Temmuzu’nda girmiştim askere... Birkaç ay sonra bizi Köfünye bölgesine göndermişlerdi...  Çünkü burasının çok tehlikeli bir bölge olduğuna inanıyorlardı... Çünkü Köfünye, Lefkoşa ile Leymosun arasında, ortada bir yerdeydi ve ana yol da köyün ortasından geçiyordu...

Bizi Köfünye bölgesine gönderdiler, şu anda köyün adını hatırlamıyorum...

Soru: Kaç kişiydiniz?

Marios Dembriyotis: 50 kişilik bir gruptuk... Hepsi aşağı yukarı benim yaşlarımdaydı...

Soru: Komutan Yunalı mıydı?

Marios Dembriyotis: Evet, komutan Yunanlı’ydı... Başlangıçta komutan, Yunanistan’da eğitim gören bir Kıbrıslırum’du... Yunan ordusunda bulunan bir Kıbrıslırum’du bu, yani Kıbrıs ordusundan birisi değildi. Bağımsızlıktan sonra Kıbrıs ordusunda ancak tek tük Kıbrıslı subay vardı... Çoğu, Yunanistan’dandı.  Kıbrıslırum subaylar da, Kıbrıs ordusunun değil, Yunan ordusunun subaylarıydı o günlerde...

Böylece bir ay kadar Köfünye civarında, bir ay kadar da Leymosun’da kaldık, sonra da başkaları gelerek bizim yerimizi aldı... Bu, birbuçuk yıl sonra ben askerden ayrılıncaya kadar böylece devam etti...

Soru: Kıbrıslıtürklerin yolu kesmesi nasıl oluyordu? İkide bir yolu kestiklerini ve insanların geçemediğini duyuyoruz.

Marios Dembriyotis: Benim orada olduğum dönemde yolu kesmiyorlardı... Ancak çatışmadan birkaç gün önce, bir taksiye ateş açmıştı Kıbrıslıtürkler.

Soru: Taksici Kıbrıslırum muydu?

Marios Dembriyotis: Evet, Lefkoşa’dan Leymosun’a gidiyordu ve ona ateş açmışlardı. Onu ya da arabada bulunan herhangi birisini öldürdüklerini ya da yaraladıklarını sanmıyorum. Ancak bize “Kıbrıslıtürkler bir taksiye ateş açtı” demişler ve köye saldırı yapmaya karar verdiklerini söylemişlerdi... Bir gün önce bizi Köfünye’nin kuzeyinde olan, köy dışında bir yere götürdüler... Bir tepe vardır – bu tepenin iki-üç kilometre kadar kuzeyine gitmiştik. Burada bekledik... Komutan geldi ve bize Köfünye’ye saldıracağımızı söyledi. Güçlü olmamız gerektiğini söyledi. “Bizi katliam yapmakla suçlayacaklardır, o nedenle oraya gidip topal bir tavuğu bile öldüreceğim” demişti bize... Bu deyişi Yunanistan’da kullanıyorlar... Bize “Oraya gidip, herşeyi öldüreceğiz” dedi...

Biz saldırıya geçmeden önce, silahı olan Kıbrıslıtürklerin, köyden ayrıldıklarını biliyorum... İnsanlar ana yola yakın olan bir kahvehanede toplanmıştı, aileler, çoluk çocuk... Tüm insanlar, aileler, çocuklar bu kahvehanede toplanmıştı... Birleşmiş Milletler gelerek bu insanları alıp götürmüştü. Ancak bazı insanlar köyde kalmıştı... Mesela yaşlı insanlar, kadınlar, Kıbrıslırumların kendilerini öldüreceğine inanmayan insanlar kalmıştı köyde... Bazı hasta insanlar da vardı, yerinden kalkıp kaçamayan insanlar...

Kuzeyden saldırıya geçmiştik... Tabii, Köfünye çevresinde başka askeri kuvvetler de vardı ancak esas saldırıyı biz gerçekleştiriyorduk ve köye ilk giren bizdik.  Tepenin tam ortasına vardığımızda, bir hendekte gizlenmiş olan bir Kıbrıslıtürk ayağa kalkarak ateş etmeye başlamıştı... Oraya saklanmıştı, belki de onu orada unutmuşlardı, bilemiyorum...  Benim yanımda bulunan bir asker vurulup ölmüştü, bir de çavuş öldürülmüştü bu Kıbrıslıtürk tarafından, başından vurulmuştu. Benim yanımda duruyordu, adı Menakis’ti ve yakın arkadaşımdı...

Tepeye tırmandığımızda, toplar bize ateş etmeye başlamıştı, bunlar bizim toplarımızdı! Arkamızdan ateş ediyorlardı, iyi bir iletişim olmadığı için, bizi vuruyorlardı, uzunca bir süre! Bu sırada herhangi birisinin yaralandığını ya da öldüğünü sanmıyorum... İletişim kurulunca, ateş etmekten vazgeçtiler!

Sanırım, ortaya çıkarak ateş eden Kıbrıslıtürk, çarpışma esnasında öldürülen tek Kıbrıslıtürk’tü...  Köye gittik ve ev ev dolaşarak, köyde temizliğe başladık ve bulduklarımızı öldürdük. Sanırım 22 kadar Kıbrıslıtürk öldürülmüştü...

Soru: Sivil insanlar mıydılar?

Marios Dembriyotis: Evet... Bir tanesi, sözünü ettiğim o genç insandı... Geriye kalan 21 kişi, yalnızca sivil değillerdi, aynı zamanda yaşlı insanlar ve kadınlar da vardı aralarında sanırım... Eğer öldürülenlerin listesini bulursanız, ben de görmek isterim, öldürülenlerin yaşlarını öğrenmek isterim...

Soru: Siz birisini öldürdünüz mü?

Marios Dembriyotis: Hayır...

Soru: Neden?

Marios Dembriyotis: İdeolojik olarak kimseyi öldürmek istemiyordum...

Soru: Kendinizi birisini öldürebilecekken, öldürmekten kaçındığınız bir pozisyonda buldunuz mu?

Marios Dembriyotis: Hayır ancak Köfünye’yi savunan silahlı genç bir çocuk vardı. Bir eve girmiştik... Önce bir el bombası atmış, ardından eve girmiştik. Eve girdiğimizde bu genç çocuğu bulmuştuk, yaralanmıştı ve yerde yatıyordu... Onu aldım ve ana yola gittim, oradaki kahvehaneye... Orada Grivas vardı, subaylarıyla birlikte... Oraya gittiğimde, Grivas, üstüm olan subaydan, bu genç çocuğu öldürmesini istedi. Ben de üstüme giderek “Bu çocuğu ben öldürmek istiyorum çünkü çok cesur birisidir” dedim... O genç çocuğu, ambulans gelinceye kadar korudum ve kendi ellerimle onu ambulansa koydum ve onu Leymosun hastanesine gönderdim...

Soru: Adını bilmiyorsunuz herhalde...

Marios Dembriyotis: Bilmiyorum, öğrenmek isterim adını... O günlerde yayımlanmış bir gazete var... Benimle bu yaralı gencin fotoğrafı vardır... Bu fotoğrafı, “İşçi Demokrasisi”nden bulabilirsiniz... Bu fotoğrafı gazetelerinde yayımlamışlardı...

Soru: Yani Grivas’ı gördünüz... O günlerde sizde, nasıl bir izlenim bırakmıştı?

Marios Dembriyotis: Evet, onu iki üç kez gördüm. Onu ilk kez, genç bir asker olarak Leymosun kampına gittikten birkaç gün sonra görmüştüm. Asker olalı bir ay kadar olmuştu, Grivas ve beraberindekiler kampı denetlemeye gelmiştiler. Tümümüz sıraya girmiştik ve isimlerimizi söylüyorduk, “Asker Marios Dembriyotis, Baf’tan!” diye mesela... Adımı biliyordu çünkü ben Makarios yanlısıydım... O günlerde Makarios ile Grivas arasında büyük çatışma vardı... Belki bunları bilmiyorsunuz ama... Beni subay olarak tayin etmeyi planlıyorlardı. Grivas adımı duydu ve denetime devam etti... O gittikten birkaç gün sonra, subay olarak tayin edilecek olanları bir yerde topladılar ve bir askeri yetkili geldi. Elinde bir kağıt vardı... “Dembriyotis, Marios kimdir?” diye sordu. Öne çıkınca, “Tamam, sen bir kenara geç” demişti... Bizi ayırdılar, dört kişiydik, yalnızca er olacaktık, subay değil...

Soru: Yani Grivas, Makarios yanlısı olduğunuz için subay olmanızı engellemişti...

Marios Dembriyotis: Evet... Onu böylece ilk kez görmüştüm, “Karagöz”e benziyordu! Biliyorsunuz!... Bıyığıyla, kısa boyu ve havasıyla bana Hitler’i hatırlatıyordu!  İkinci kez onu Köfünye çatışmasında görmüştüm... Konuya dönecek olursak, bu genç Kıbrıslıtürk’ü Leymosun hastanesine gönderdim... Köyde sabah saat 4’e kadar kaldık...

Soru: 15 Kasım 1967’de yani...

Marios Dembriyotis: Evet... Askerler evlere giriyor, hiçbir şey bırakmıyorlardı, herşeyi yok ediyorlardı... Evleri, eşyaları... Para çaldılar, altın çaldılar, mücevherleri topladılar...

Soru: Ganimet ediyorlardı... Köfünye’ye saldırırken ve komutanınız size “Topal bir tavuğu bile sağ bırakmayacaksınız” dediğinde, gerekçeleri neydi? Köfünye’ye neden saldırdığınız hakkında size ne söylüyorlardı?

Marios Dembriyotis: Onlara göre Köfünye’deki Kıbrıslıtürkler bir taksiye saldırmışlar, Leymosun-Lefkoşa yolunu kesmek istiyorlardı, bu da büyük bir sorun yaratacaktı... Bize Kıbrıslıtürklerin Aytotoro yakınındaki denizden yararlanarak Türkiye’den silah getirdikleri hakkında ellerinde bilgi olduğunu da söylediler. Onlara göre Kıbrıslıtürkler bunu denizaltılarıyla yapıyorlardı... Bölgeyi temizlemek istiyorlardı çünkü Köfünye’nin Kıbrıslıtürkler için önemli bir stratejik yer olduğuna inanıyorlardı.

Soru: Sabah saat 4’e kadar kaldınız köyde...

Marios Dembriyotis: Evet, sabah saat 4’te köyü terketmek için emir aldık. Ve koşmaya başladık!..

Soru: Neden?

Marios Dembriyotis: Sanırım Türkiye, eğer oradan kaçmazsak, uçaklarla geleceğini duyurmuştu! Böylece koşmaya başladık... Saldırıyı başlattığımız noktanın kuzeyine gittik, bazı araçlar gelerek bizi Leymosun kampına götürdü... Ancak kampta kalmadık, Leymosun kampı çevresindeki yerlere gittik. Çünkü Türkler bu kampı biliyordu... Türklerin gelerek bu kampı bombalayacaklarına inanıyorlardı, o nedenle dağlara çıktık, birkaç gün oralarda oyalandık, sonra da zaten benim askerliğim tamamlanmıştı, özgürdüm, onları dağda bıraktım... Tüm hikaye bu yani...

Soru: Şimdi bu yaştasınız, bugünkü deneyiminizle geriye dönüp baktığınızda, Köfünye’nin özelliği neydi sizce? Çünkü ondan sonra pek çok şey değişti... Kartları karıştırıp yeniden dağıttılar sanki... Sizce olan neydi?  Hala bir bulmaca gibi... Çünkü Köfünye olayları ardından Yunan ordusu ayrılıyor, Grivas ayrılıyor, Denktaş geliyor, Kleridis ise Denktaş müzakerelere başlıyor, adada bir tür “normalleşmeye” gidiliyor... Ne hissediyorsunuz? Çünkü oradaydınız...

Marios Dembriyotis: O günlerde Makarios ve Grivas, Köfünye olaylarından kimin sorumlu olduğu konusunda birbirlerini suçluyorlardı. Makarios, “Ben Kıbrıs dışındaydım, bu işi Grivas başlattı” diyordu... Grivas ise, “Hayır, bunu yapmak için Makarios’tan emir aldım” diyordu... İnanıyorum ki o dönem için böylesi bir karar, oldukça ciddi bir karardı – birbirlerini suçlayacak kadar ciddi bir karardı...

Soru: Sizce kimdi bu kararı alan?

Marios Dembriyotis: Yunan hükümeti ile Grivas’ın kararı olduğuna inanıyorum. O dönem Yunanistan’da cunta işbaşındaydı, Papadopulos başkanlığında... Böylece Yunan ordusu Kıbrıs’tan ayrıldı... Belki de Türkiye ile Yunanistan arasında bu tür bir anlaşma vardı ve bu olayları yaratarak bulmacada bazı değişikliklere gittiler... Böyle hissediyorum ancak o günlerde gençtim, o günlerin siyasi durumunu pek iyi bilmiyordum, o günlerden sonra da bu konularda herhangi bir şey okumadım. Ancak hissettiğim o ki sanki Türkiye ile Yunanistan arasında kartları yeniden paylaşmak konusunda bir tür gizli anlaşma vardı...

Soru: Sonra ne yaptınız? Yurtdışına, üniversiteye mi gittiniz?

Marios Dembriyotis: Evet, üniversite öğrenimi için Yunanistan’a gittim... 1970 yılına kadar Yunanistan’da kaldım...

Soru: Mimarlığı tesadüfen mi seçtiniz yoksa bilinçli bir seçim miydi?

Marios Dembriyotis: Bilinçli bir seçimdi... Yunanistan’dayken, cunta karşıtı örgütlerle ilişkim vardı, yeraltında cuntaya karşı mücadele başlatmıştık... 1970’in kış aylarında Atina’dan ayrılarak Almanya’ya gittim çünkü polisin peşimize düştüğü bilgisi gelmişti... Almanya’da 6 ya da 8 ay kadar kaldım, sonra da Kıbrıs’a döndüm... Kıbrıs’a döndüğümde, Kıbrıslırumlar için oldukça gergin bir dönemdi çünkü EOKA-B harekete geçmişti, o günlerde Grivas yeniden Kıbrıs’a gelmişti... 1970 yılıydı sanırım... Kıbrıs’ta kaldım, hiçbir zaman Atina’daki mimarlık eğitimini tamamlayamadım. Sosyalist Parti’de örgütlenmiştim...

Soru: EDEK’i kastediyorsunuz...

Marios Dembriyotis: Evet...

Soru: O günlerde EOKA-B, Kıbrıs’ta ne yapıyordu? Ne yapmaya çalışıyorlardı?

Marios Dembriyotis: EOKA-B, Makarios’un bir hain olduğunu söylüyordu, Yunanistan’la birleşme mücadelesine ihanet ettiğini söylüyorlardı...

Soru: Makarios’un bu mücadeleye ihanet ettiğini söylüyorlardı...

Marios Dembriyotis: Evet... Ve Yunanistan’la birleşme mücadelesi başlattılar. Bazı polis merkezlerini bombalıyorlar, bazı insanları öldürüyorlardı...

Soru: Yani 1970’ten itibaren demek istiyorsunuz...

Marios Dembriyotis: Evet, 1970’ten itibaren... O günlerde tüm bunlar, Kıbrıslırumlar arasında büyük bir çatışma yaratıyordu...

Soru: O günlerde EDEK de farklı gruplara açık bir partiydi sanırım...

Marios Dembriyotis: Evet...

Soru: Farklı renkler vardı EDEK içinde...

Marios Dembriyotis: Evet...

Soru: Lissaridis orada olmasına rağmen yani!...Çünkü biliyoruz ki Lissaridis, tıpkı Sampson gibi, Kıbrıslıtürklere saldırmıştı...

Marios Dembriyotis: Evet, 1960’lı yıllarda, onun denetiminde bazı gruplar vardı... Ve sanırım St. Hilarion’a gitmişti... O partiye katılmıştım çünkü sosyalist gruplara açık bir sosyalist partiydi... Örneğin o günlerde benim için AKEL’de örgütlenmek zordu...

Soru: Neden?

Marios Dembriyotis: AKEL’in Stalinci bir parti olduğuna inanıyordum... İdeolojime uymuyordu...

Soru: Kıbrıs’ta neyle uğraşıyordunuz, hayatta kalmak için?

Marios Dembriyotis: Baf’ta bir mimarlık bürosunda teknik çizim yapıyordum, aynı zamanda partinin bir militanıydım... Bundan 2 yıl sonra, 1972’de beni aradılar. İnsanları ideolojik olarak örgütlemeye başlamıştım, bir evde toplanıyorduk 30 ya da 50 kişilik gruplar halinde, Marksizmle ilgili, devrimle ilgili tartışmalar yapıyorduk... EDEK’in ilk bölge kongresini örgütlemiştim o günlerde... Lefkoşa’dan insanlar bu kongrenin çok iyi örgütlenmiş bir kongre olduğunu söylüyorlardı, benim Lefkoşa’ya gelmemi istiyorlardı...

Soru: EDEK ne zaman kurulmuştu?

Marios Dembriyotis: 1970’te...

Soru: Yani yeni bir partiydi, bu yüzden farklı renklere açıktı!...

Marios Dembriyotis: Evet... Böylece Lefkoşa’ya geldim 1972’de... 1973’te ise EDEK’in sosyalist gençlik örgütünün sekreteri oldum.... 1974’ün Nisan ayında yapılan kongrede ise, partinin merkez komitesine ve politbürosuna girdim... 1990’ın Ağustos ayına kadar partide kaldım, beni partiden attıkları tarihe kadar!...

Soru: Neden attılar?

Marios Dembriyotis: CIA ajanı olduğumu iddia ettiler!

Soru: Suçlamanın altında yatan neden neydi?

Marios Dembriyotis: Uzunca bir süredir parti lideriyle pek çok konuda anlaşmazlığa düşmüştüm, benim farklı bir politik çizgim vardı. Ancak “Bu insanlar bizimle anlaşamıyor, o nedenle kendisini atıyoruz” demek istemediler...

Soru: Bunun yerine “çamur atmayı” seçtiler!...

Marios Dembriyotis: Evet! Benim CIA ajanı olduğumu iddia ettiler! Kolay bir şeydi bunu söylemek! Partiden attıkları yalnızca ben değildim, parti içindeki büyük bir sol gruptu!... Bu büyük grubun lideriydim...  Grubun liderlerini partiden attılar, öncelikle... Attıkları diğer kişi Temos Dimitriyu’ydu, şimdi o “Sosyalist Söylem”in lideridir... Temos, aynı zamanda Kıbrıslırum mimarlarının meslek örgütünün de başkanıydı. Üçüncü kişi ise Zinon Pofaidis idi, o da şimdi EDİ’dedir, Vasiliu’nun partisinde...

Soru: 1974’te Baf’ta mıydınız yoksa Lefkoşa’da mı?

Marios Dembriyotis: Lefkoşa’daydım... Darbeci askerler tarafından tutuklanmıştım. Türkler adaya gelinceye kadar hapishanedeydim... 20 Temmuz, günlerden de sanırım Cumartesi’ydi...

Soru: Yani 15-20 Temmuz tarihlerinde, beş gün hapishanedeydiniz...

Marios Dembriyotis: Evet... Türklerin paraşütlerle atlayışını görebiliyordum, sanırım sabah saat 5’ti... Onları gördük... Hapishane kapılarını açıp dışarıya çıktık... 

Soru: Kim açtı hapishane kapılarını?

Marios Dembriyotis: Biz açtık çünkü bize su getirenler başka tutuklulardı, bunlar adi suçlardan mahkum olmuş tutuklulardı... Ancak anahtar vardı onlarda ve hücrelerimizin kapılarını açtılar...

Soru: Hapisteyken ne olmuştu?

Marios Dembriyotis:  Yaralıydım çünkü bana işkence yapmışlardı... Pazartesi akşamı beni ordunun başına götürmüşler ve orada beni dövmeye başlamışlardı...

Soru: Ordunun başında yine Yunanlı birisi mi vardı? Yoksa Kıbrıslırum muydu?

Marios Dembriyotis: Hem Yunanlı vardı, hem de Kıbrıslırum vardı... EOKA-B’dekiler Yunan subayları, Kıbrıslırum siviller, karışıktılar... Beni dövmeye başladılar... Bundan sonra Sampson geldi ve onlara “Bu adamı dövmeyin, onu bana gönderin” dedi. Böylece bazı askerler beni Sampson’un ofisine götürdüler... Beni sorgulamaya başlamıştı... Size şunu söylemeliyim: Baf’ta sivil insanlar, darbeye karşı büyük bir direniş gösteriyordu... Bu sivil direnişçilerin lideri de abim Mikis Dembriyotis idi... Eğer hatırlarsanız, Cumhurbaşkanlığı sarayından ayrılan Makarios da öncelikle Baf’a gitmişti... Makarios orada birkaç gün kalmıştı...

Soru: Sizi askerlerin götürdüğü Sampson’un ofisi neredeydi?

Marios Dembriyotis: Ordu liderliğinin binasındaydı...

Soru: Sana ne tür sorular soruyordu Sampson?

Marios Dembriyotis: Bana barış istediğini söyledi, Kıbrıslırumların birbirini öldürmesini istemediğini söyledi. Benden de Baf’a giderek, abime teslim olmasını söylememi istiyordu!... Ben de ona abimin yetişkin bir adam olduğunu, kendi fikirleri olduğunu, ona böyle bir şey söyleyemeyeceğimi anlattım!...

Soru: Sonra ne oldu?

Marios Dembriyotis: Böylece beni gerisin geri hapishaneye götürdüler ve işgal başlayıncaya kadar hapishanede kaldım... Hapishaneden ayrıldıktan sonra Küba Elçiliği’ne gittim ve birkaç gün orada kaldım. Sonra da dışarıya çıkıp partiyi tekrar örgütlemeye giriştik, Doros Loizu’yla birlikte.  Sonraları, EOKA-B’ciler Lissaridis’i öldürmek üzere 1 Eylül 1974’te ateş açtıklarında, Doros Loizu, Lissaridis’le aynı arabadaydı, arabayı Doros kullanıyordu ve kafasından vurularak öldürülmüştü...

Böylece öncelikle partiyi yeniden örgütlemeye girişmiştik... O günlerde Amerikan Elçiliği önünde büyük gösteriler düzenliyorduk, partimizin gençlik örgütü bu büyük gösterileri örgütleyendi...

Soru: Yani o zamandan beridir hep Lefkoşa’da kalıyorsunuz...

Marios Dembriyotis: Evet... Sonra da, yeni bir mücadele başladı, ancak bu çok uzun bir hikaye... 1975-76’da parti içinde tartışmalar yapıyorduk, ne yapılması gerektiği konusunda...

Soru: Atmosferi hatırlıyor musunuz? Toplumdaki atmosfer nasıldı? İnsanlara hakim olan temel duygu neydi? Düşkırıklığı mıydı, şok muydu, neydi?

Marios Dembriyotis: İnsanlar şoktaydı, Yunanistan konusunda büyük bir düşkırıklığı vardı, Yunan subaylara karşı düşkırıklığı vardı, bunun gibi şeyler... İnsanlar, bundan önce bir illuzyon yaşıyordu, 1974 olaylarından sonra “Biz hiçbir şey değiliz, küçük bir toplumuz, hiçbir yerden yardım alamıyoruz” diye düşünmeye başladılar... İnsanlar arasında duygular böyleydi o günlerde

Soru: Ancak parçacıklarını toparlayıp yeniden örgütlendiler, bugünkü gelişmişlik düzeylerini yakaladılar... Bu kolay bir şey değildi herhalde...

Marios Dembriyotis: Ancak ondan sonra da yeni illuzyonlara kapıldılar!

Soru: Yeni illuzyonlar nelerdi?

Marios Dembriyotis: İşte, “Biz zenginiz, güçlüyüz, Kıbrıslıtürkler yoksuldur, bizler devletiz, Kıbrıs Cumhuriyeti bize aittir, biz tamamız, şimdi de Avrupa Birliği üyesi olduk” gibi bir illüzyon... Herkesin kendilerine karşı komplo yaptığına inanıyorlar! Amerikalılar, İngilizler, uluslararası topluluk, herkes Kıbrıslırum mucizesini yok etmek üzere komplo yapıyor, onlara göre!... Yani yeniden başa döndük!

Soru: Sisifus gibi!... Evlisiniz ve çocuklarınız var...

Marios Dembriyotis: Evet... Bir oğlum, iki kızım var... Bir kızım 16 yaşında, oğlum 13 yaşında, en küçük kızım da 10 yaşında. Oğlumun bir işitme sorunu vardır... Sağır ya da işitme özürlü çocukların ailelerinin oluşturduğu bir dernekte de çalışıyorum...

Soru: Sanırım arkadaşım Nikos, işitme özürlü Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırumları,  barikatlar henüz açılmadan Pile’de bir araya getirmişti...

Marios Dembriyotis: Evet ancak onlar yetişkinlerdi... Birkaç yıl önce Erol Şeherlioğlu aracılığıyla işitme engelli çocukların babalarıyla temasa geçmiştik. Ancak Denktaş dönemiydi ve geçiş izni verilmiyordu... Bir kez Pile’de buluşmuştuk ancak sonra sorunlar yaşadıkları için artık gelememişlerdi. Şimdi temas kurmaya çalışıyoruz...

Soru: Size son olarak sormak istediğim, Kıbrıs, sizce şu anda nereye gidiyor?

Marios Dembriyotis: Bölünme kalıcılaşıyor, bu da beni çok üzüyor. Ne yazık ki gerçeklik budur... İlginç olan da şudur ki, Kıbrıslırum solunun yardımıyla bu taksim kalıcılaşıyor... Bundan da çok büyük üzüntü duyuyorum...

Soru: Diyelim ki Kıbrıs’ın lideriydiniz... O zaman, bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için ne tür önlemler alırdınız? Ne yapardınız?

Marios Dembriyotis: Eğer iktidarda olsaydım, şimdi olduğum gibi olmazdım, onun için bunu söylemek zor... Farklı düşündüğüm için iktidarda değilim...

Soru: Ne görmek isterdiniz? Bölünmüşlüğü engelleyecek neler olabilirdi?

Marios Dembriyotis: Başka bir şey söyleyeyim... 1975 yılında EDEK’teki sol güçler olarak programımızla ilgili stratejik düşünceler geliştiriyorduk. O günlerde, Kıbrıslıtürk işçiler ve insanlarla ortak bir cephe oluşturmamız gerektiğini söylüyorduk... Emperyalizme karşı, Türk, Yunan, İngiliz, tüm işgal ordularına karşı, Kıbrıs’ı çok yönlü işgalden kurtarmak için ortak bir cepheden söz ediyorduk. Hala aynı düşünceleri taşıyorum ortak cephe konusunda, elbette bazı farklılıklarla... Çünkü çağımız değişmiştir... Ancak tek yol, insanların ortak mücadelesi, tek yöntemdir... Arkadaşım Kostas Ahniyotis’le birlikte bu düşünceler üzerinde çalışıyoruz. Elbette, bizi bölen çok şey vardır. Öncelikle, uzun yıllardır ayrı yaşıyoruz... Bölünmeden önce bile, yaşamlarımız ayrıydı... AKEL’in “Eskiden Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşıyorduk, birbirimizi seviyorduk, sonra da emperyalizmin parmağı bizi böldü” deyişine hiçbir zaman inanmadım. Bölünme, Kıbrıslırumlar ENOSİS’i düşlemeye başladığında, sonra da Kıbrıslırumlar TAKSİM istediğinde başlamıştı... İnanıyorum ki, ortak yollar yaratmak, uzun vadede gerçekleşebilir ancak tek yöntem de budur...

 (*) Bu yazı dizisi 6 Temmuz 2005 tarihinden itibaren Yenidüzen gazetesinde yayımlanmıştır. Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...S.Uludağ   

Kaynak: www.hamamboculeri.org

 

 

 

 

Yorum Yaz
  • Lütfen küfür tarzı kelimeler kullanmayalım
İsim:
E-mail
Websiteniz
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Kod:* Code
Bundan sonraki yorumları mail ile almak istemiyorum


İzleme: 1161

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol
RSS yorumları

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4

 
< Önceki   Sonraki >


Serdar Saydam © 2010 - Tüm hakları saklıdır. Hosting & Domain & Website