| Kaybolan Otobüsü ve Haşim Arap'ı Özdoğdu (Re Fadıl) Ailesi Anlatıyor |
|
|
| Çarşamba, 31 Ekim 2007 | ||||||
|
Sevgül Uludağ
"Ayşe Hanım, eşi Fadıl Bey’le (Re Fadıl) birlikte, bir zamanlar Larnakalılar’ın çok iyi bildiği “Yalı Bar”ın sahibiymişler... Şu anda Larnaka’da deniz kıyısında bulunan “Varoşiodis”in binası, “Yalı Bar”mış... Ayşe Hanım bize kayıp otobüsle ilgili bildiklerini anlatıyor... 80 yaşında olan, Vadili doğumlu Ayşe Hanım Ayyorgi’de (Karaoğlanoğlu’nda) konuşuyoruz... Sohbetimize kızı Sevgi, oğlu Mehmet Fadıl ve Özdemir de katılıyor... "
Larnakalı Ayşe Fadıl Özdoğdu, kayıp otobüsle ilgili bildiklerini ve Haşim Arap'ı anlatıyor...
Kıbrıs: Anlatılmamış Öyküler... Sevgül Uludağ
Larnakalı Ayşe Fadıl Özdoğdu, eşi Fadıl Bey’le birlikte, bir zamanlar Larnakalılar’ın çok iyi bildiği “Yalı Bar”ın sahibiymişler... Şu anda Larnaka’da deniz kıyısında bulunan “Varoşiodis”in binası, “Yalı Bar”mış... Ayşe Fadıl Özdoğdu bize kayıp otobüsle ilgili bildiklerini anlatıyor... 80 yaşında olan, Vadili doğumlu Ayşe Fadıl Özdoğdu’yla, Ayyorgi’de (Karaoğlanoğlu’nda) konuşuyoruz... Sohbetimize kızı Sevgi, oğlu Mehmet Fadıl ve Özdemir de katılıyor... Onlarla röportajımız şöyle:
SORU: Ayşe Teyze, hep Vadili’de mi yaşadınız? AYŞE ÖZDOĞDU: Vadili’de doğdum ama sonra Dohni’de yaşadım, sonra İskele’ye geldim... İskele’ye geldiğimde, çocuklarım küçücüktü, yani 2-3 yaşlarında. Senelerce İskele’de (Larnaka’da) yaşadık... Barımız vardı, çalışırdık... Bu olaylar çıktı... Yani zorlukları hep gördük, yaşadık. Rahmetli eşim Fadıl polişmandı... O, Dohnili’ydi... Ben da zaten küçücük çıktım Vadili’den, Dohni’de kaldık epeyi, onda evlendim... Evlendiğimiz zaman Alman harbinin içiydi. Harp çıktığında herkes köylere gittiydi, biz evlendiğimizde herkes yerine dağılırdı.
SORU: Dohni’den niçin kaçtıydınız? AYŞE ÖZDOĞDU: Rahmetli kaynanam yerleştiydi oraya, görümcem evlendiydi... İşler kesattı o zaman... İş buldulardı rahmetliğe İskelebaşı’nda. Limanda... Limanda işlerdi... Ev buldu, bizi da arattı. Gittik, o zamandan yani İskele’de yaşadık. Gittiğimde 3-4 tane çocuğum vardı – 6 tanedir şimdi... Bir tanesi hastaydı, size ömür o... 6 tane çocuğum var – 4 tane oğlan, 2 tane kız...
SORU: İskele’de nerede yaşardınız? AYŞE ÖZDOĞDU: Bozkurt Sokak’ta yaşardık, “Babutsa Mahallesi” derler oraya. Kardeşim vardı üslerde işlerdi, adı Ahmet Mehmet... Kara Mehmet derlerdi kendine, polişmandı o da... Bir da arkadaşı vardı benimkinin, çok samimi, adı Tahir... Bir gün kalktılar gitsinler, geciktiler... Hemen otobüs yürürkenden, ıslıklar, çağırmalar arkalarından, kaleye kadar koştular ve yetişemediler... Ondan sonra bilmem, emin değilim – birkaç gün sonra kardeşimi yakaladılar. Ahmet Karamehmet olarak bilinen kardeşimi... Onu tuttular 24 saat, biz ağla ağla, bildirdik İngiliz üslerine, onlar gitti, kurtardı kendini yani da geldi. Çok üzüntü çektik yani...
SORU: Ahmet Karamehmet’in bir Rum arkadaşı varmış Dikelya İngiliz Üsleri’nde ve ansızın bu arkadaşını titretme hastalığı tutmuş... Onu anlatır mısınız bize? AYŞE ÖZDOĞDU: Evet, ya... Epeyi zamanlar geçti, bu ahbap oldu o Rum’nan... O da polişmandı ve Dikelya’da nöbet beklerlerdi beraber... Konuşa konuşa, “Sana çok rica ederim” dedi kendine, “sana ne bir şey yapacağım, ne da birine söyleyeceğim... Söyleyesin bana, o kayıp otobüs ne oldu, sağ mılar, ölü müler?” dedi kendine. O Rum polişman da kardeşime “Vallahi sana ne söyleyeyim? Söyleme birine... Bu ellerime bak” dedi kendine. Elleri titirermiş... “Ellerimin titiremesi ondan geldi... Dayadılar tabancayı” dedi, “eğer ben kazmasam o çukuru, gömeyim onları, onlar beni vuracaktı... Yani mecburiyetten yaptım” dedi. Kardeşim son bana anlattı bunları. Şimdi vefat etti... Hiç bilmem nereye gömdüklerini, bulunmuş şimdi galiba, bir şeyler duydum ama... Bilmem yani... Kaç paradır, öldükten sonra... Otobüsnan kayboldular, ne otobüs çıktı meydana, ne insanlar... Ya yaktılar, ya parçaladılar, ya canlı canlı gömdüler kendilerini. O Rum polişman kardeşime “Şiroynan gittim geldim üstlerinden” dedi, “mecburudum çünkü bunu yapmasam, onlar beni öldürecekti” dedi. Çünkü Rumlar da bilin ya, iki partiydiler. Birbirlerini öldürürlerdi...
SORU: Nitekim, Muratağa-Sandallar’daki çukurdan iki tane de Kıbrıslırum çıktı – onlar da itiraz etti herhalde, onları da vurup aynı çukura gömdüler... AYŞE ÖZDOĞDU: 74’te da kapının önünde otururduk mesela, Rumlar kendi esirlerini geçirirlerdi, bize gelip “Hanımissa içeri girin” derlerdi. Sonra duyardık kendilerini, diş fabrikasında döve döve öldürürlerdi başka Rumları... Diş fabrikası yanımızdaydı... Bir Ermeni’nindi bir zaman, kapandıydı sonra. Ben çocuktum, işlerlerdi o diş fabrikasında, sonra kapandı. Kendi esirlerini onun içinde öldürürlerdi, duyardık... Papaz’nan Grivas taraftarları yani... Çok kötü günler geçirdik, çok... Bizim barımız vardı, Larnakalılar bilir, “Yalı Bar”dı adı... Barda işlerken rahmetlik, ansızın biri gelirdi, “Seni komutan ister” derdi, bırakırdı, giderdi. Giderdi, bir da sabahtan 8’de, bazen 3’te, 4’te ancak gelirdi. Tee Pendagomo’ya giderler, silah dağıtırlardı. Dört kişi – dayısı, kendisi ve bir İskeleli İbrahim Makinist vardı ve bir da Dohnili Mustafa vardı – o dördü, giderler da silah dağıtırlardı. Bir kere kavga çıkardı bazı Rumlar, hazırdılar öldürsünler kendini. Ama bunlar haklarından geldi... Çünkü bu dördü, bayağı güçlü kuvvetli adamlardı. Mahkemeye çıkarıldılar – silah taşıdıklarını söyleyemediler, adi bir kavga gibi mahkemesi olduydu, 63 hadiseleri olduydu, sonra kaldıydı öyle... Dövdükleri bir Rum’un çenesi kaçtıydı! Pazartesi mahkemesi vardı, mutlaka mapus gidecekti, ama olaylar çıkınca öyle kaldı...
SORU: “Yalı Bar”ı nasıl yaptıydınız? AYŞE ÖZDOĞDU: O sahilde oturacak yer yoktu, insanlar çakılların üstüne otururdu... Bizimki izin aldı, orayı yaptı, adına “Yalı Bar” dedi. Gelirdi herkes, çakılların üstüne otururdu... Yoğudu bir yer, bir kahve bir şey... 25 sene orada hayatımızı yedik, bir yere da yaramadı yani... İşte şimdi çok şükür olsun gene da... Rahmetlik “Bana ve çocuklarıma bir şey olmadı ya, ne mal isterim, ne mülk isterim, ne bir şey isterim” dedi.
SORU: Siz ne hatırlarsınız kayıp otobüs olayından? SEVGİ DURAL (Ayşe Hanım’ın kızı): Biz çocuktuk o zaman... Ben terziye giderdim, ustamın adı Jale Fikri’ydi... Onun kardeşi polişmandı, Hasan Fehmi’ydi adı, o da aynı otobüsteydi ve kaybolduydu. Eşi Zehra Hanım’ı görürdüm iki çocuknan, hep ağlardı – genç yaşta saçları bembeyaz olduydu. Senelernan o kadın hiç dışarı dahi çıkmadı. Bu olay Larnaka halkını çok etkilediydi...
AYŞE ÖZDOĞDU: Kamil Bey’in eşi Hatice Hanım gibi ağlayan, üzülen bir kadın görmedim hiç... 6 çocuknan kaldıydı, ağlar üzülürdü. Kaynı Celal Bey baktıydı kendilerine... Celal, döşemeciydi... Son bu yanda evlendi, o çocukları büyüttü diye, adam evlenmediydi...
MEHMET FADIL ÖZDOĞDU (Ayşe Hanım’ın oğlu): Celal Dimililer’le Behiç Bey’in kızı Fatma bizim sınıftaydı... O üzüntülerini paylaşırdık, devamlı üzülürdük biz da... Devamlı moral vermeye çalışırdık kendilerine...
SEVGİ DURAL: Haşim Arab’ın kaynı Bari’ye de çok üzüldüydüm ben, çok iyi bir çocuktu... Aynı otobüste kaybolduydu... Delikanlıydı, iyiliksever, çok şen bir çocuktu... Çok iyi bir insandı, içkiyi seven bir insandı, böyle gece alemini. Daima bizim barda otururlar, içerlerdi...
SORU: Haşim Arap’la ilgili ne anlatacaksınız bize? AYŞE ÖZDOĞDU: Onu bizimkiler vurduydu... Haşim Arap, çok iyi bir Arap’tı ama iliştin kendine, imkanı yok, kurtuluşun yoktu elinden. Ben hatırlarım, bir şey yaptıydı kendine Rumlar, geldi üç araba, sinemanın önünde durdular. Otururuk böyle, İngiliz militariler, İngiliz askerleri, arabaya koyamadılar kendini... Landrover’e koyamadılar kendini, üç araba İngiliz! Dedi, “Gidin, ben ayağımnan gelirim... Siz beni götüremezsiniz!” Vallahi gitmedi! Çok güçlüydü, bir orduyu önüne kordu!
MEHMET FADIL ÖZDOĞDU: Ben oğluyla beraber denize girerdim, onun adı Rıza’ydı, aynı sınıftaydık. Denize girdiğimizde, Haşim Arap’ın bir koluna ben asılırdım, bir koluna Rıza ve o yüzerdi, bize batırıp çıkarırdı suyun içerisine – o kadar güçlüydü...
AYŞE ÖZDOĞDU: Bir arkadaşına zarar gelsin, hiç bırakmazdı. Zaten o yüzden gitti! Haksızlığa dayanamayan bir adamdı...
SORU: Niçin öldürdüler kendini? AYŞE ÖZDOĞDU: Bayram geldi, bunu hakikaten komutan çok severdi – yorgan yaptırsın kendine, eksiğini alsın falan... Destek olurdu... Mücahit’ti Haşim Arap. Bayram geldi, para yoktu versinler kendilerine yani mücahitlere – bizim da bilin ya insanlarımızı... “İşte ancak sen yapan bu işi” falan filan diye. Karşı geldi komutana, aldılar kendini içeri... Komutan bir tokat vurdu kendine, komutanı bıçakladı... Çekti komutan vursun kendini, tabii bu kaçtı... Kardeşimin evi tam böyleydi, tellerden seyretti o... O yakalanan kardeşim... “İki mağazin kurşunu boşalttılar üstüne” dedi... Haşim Arap, nereden nereye koştu, bizim barın yanında elektrik direği vardı, bir tel vardı, o teli yakalamış, anlatırdı bize kardeşim, oraşta düştü ve öldü... 1966 yılı olabilir bu... Orhan gömdü kendini...
MEHMET FADIL ÖZDOĞDU: Mezarlığın içinde mevzi vardı, Orhan abim oranın çavuşuydu. Gece, sabaha doğru getirdiler işte Haşim Arap’ın ölüsünü... “Bir kocakarı” demişler kendine – “Tamam” demiş, durdular çukuru kazdılar mezarlığın içerisinde. Bakmışlar ağır – düşmüş ellerinden ve açılmış ve Haşim Arap’ın ölüsünü görmüşler... Hala daha anlatır yani abim bunu...
SORU: Haşim Arap’ın karısı, çocukları var mıydı? SEVGİ DURAL: Vardı ya, koştururlardı, babalarını ararlardı... Kimse görmedi, görmedi... Abim bilirdi ama söyleyemezdi.
AYŞE ÖZDOĞDU: İki gün sonra Orhan mevziden çıktıydı benim da gelirdi – oğluyla karşılaştı. Kazadan öldü o, bu tarafta öldü... “Orhan abi, babamı görmedin?” dedi, “iki gün var, eve gelmedi...” “O vakit yıkıldı dünyam, böyle bastırdı beni, çocuğa ne söyleyebilin? Görmedim abim dedim kendine” dediydi... SEVGİ DURAL: Karısı hamileydi en küçük oğluna ve öğrendiğinde düşüp düşüp bayılırdı o kadın, çok iyi hatırlarım. Karısının adı Fatma’ydı... AYŞE ÖZDOĞDU: Bir kızı var, bir da oğlu Hasan. İşte Bari’nin adını koyduydu, Hasan... Bari, Fatma’nın kardeşiydi... Senelerce inanmadı o da, bekledi, ha geldi, ha geldi diye... Çünkü o bakardı kendilerine... MEHMET FADIL ÖZDOĞDU: Maddi olarak çok büyük destek olurdu Bari, Haşim Arap’a... O da gidince, iyiden sefil oldulardı yani...
AYŞE ÖZDOĞDU: Bizim rahmetlik eski mavnacılardandı diye, 10 bin sterlin verirlerdi kafasına, onun, Niyazi’nin, bu Haşim’in... Beş sene geçmedi Rum tarafına bizim rahmetlik... Kim yakalarsa, 10 bin sterlin alacaktı. Ve ben oğlumu, Özdemir’i, nişan ettim Limasol’a ve babası gitmedi... Çıkamazdı dışarı... Öyle günler geçirdik biz... Çok çektik... Ekmek yoğudu, rahmetli sigara bulamazdı. Paran olsa bile bulamazdın çünkü yoğudu...
SORU: Özdemir Bey, siz Haşim Arap’ı hatırlar mısınız? O nasıl biriydi? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Hatırlarım ya, hatırlamam?
SORU: Onunla ilgili ne hatırlarsınız? Nasıl biriydi? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Vallahi o gece ben nöbet beklerdim, telefon geldi, telefonu ben aldım... Kale mevzisindeydim. Bana komutanı istediklerini söylediler. Salih Gagga vardı, afeden, öyle çağırırlardı kendini. Onu kaldırdım, “Git komutana çağır, onu isterler” dedim. Gitti, çağırdı, geldi komutan kaleye... Geldiği zaman gece saat 12.00-1.00 sularıydı.
SORU: Hangi sene olabilir bu? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: 1965-66, oralarda bir şey... Güngör Komutan geldi... Mustafa girdi içeriye , başkaları da... Haşim Arap da geldi. Dudakları Arap’ın hesabet yere değerdi sinirinden böyle.. Tam Kale’nin yakınında bir yer vardı, onun içine girdiler. Hatta “Bana bir sigara ver” dedi bana. Saldığımda kendine sigara vereyim, Güngör Komutan, “Çekil yerine” dedi bana, ben de çekildim yerime tabii, askerdik... “Sen vermeyecen sigarayı bana” dedi Haşim Arap, “Özdemir verecek bana...” Çağırdılar, verdim bir sigara. Rahmetlik eniştemle beraber çıktık, kalede yatırdık o zaman. Ama biraz evvel, Hasan vardı bir tane, kebapçı, onu getirdiydiler. Onu dövdüler içeride çünkü beraber içki içerdi bunlar. Haşim Arap’a geldiğinde “Seni içeri koyacağız” dediklerinde ve o Hasan’ı kanlar içinde gördüğünde, kızdı Arap. Saldı vursun Güngör Komutan’a... Ondan koşturdu, geldi, çıktı yukarı, aldı silahı... Tomson silahını aldı. Eniştem büyüttüydü kendini, onu çok severdi, eniştem silahı tuttu.. Eniştemin adı Halil Osman Kızıl’dı... Eniştem onun elinden silahı almaya çalışırken, Haşim Arap onu tutup yerden kaldırdı, o kadar sağlam bir Arap’tı... “Bırak silahı” derdi eniştem... Haşim Arap da “Kaç Halil Osman, babam gibi severim seni ama vuracağım sana da...” derdi... Eniştem, şarjörünü almaya çalıştı silahın ve eli kesildiydi... Savurttuğunda Tomson’u, benim ayağıma vurdu, düştüm ben da yere... O zaman Haşim Arap koşturdu, gitti, vurdu, kırdı dolabı, aldı av tüfeğini, kaldırdı Halil Osman’a vursun gene... Halil Osman “Vur” dedi kendine, “bana vur! Başkasına bir şey yapacağına!...” Bunun üzerine koşturdu, attı onu da, aldı el bombasını! El bombasını alınca, biz dışarı çıkacağımıza, içeri girdik korkudan! Çünkü TNT bombaları vardı orada! Biz dışarı kaçacağımıza, içeri girdik, bombaların olduğu yere! Uçacayık havaya!
SORU: Niçin tutukladıydılar Haşim Arap’ı? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Hasan’la Haşim Arap oturmuş içki içerdi, Vedat diye bir polis vardı, o mızır oldu kendilerine, içki içerler diye... Hüseyin Zabit da kumandandı, o da geldi, bu da tuttu, kumandanı da dövdü, hepsini dövdü bu... Çok sağlam bir Arap’tı...Ve soktular kendini içeriye... Bu defa komutanlar Haşim Arap’ın silahlandığını görünce, hepsi de kaçtı kaleden! Biz arada kaldık! Oturduk böyle, Haşim’in dudakları sinirinden birbirine vururdu... “Ver bir sigara” dedi, verdik, “bir sigara daha ver” dedi, verdik. “Anlat yahu Haşim Arap” dedik, mamurladıydı çünkü ve bizi severdi... “Nedir bu mesele?” dedik, anlattı bize rahmetlik... O zaman içki yasağı vardı, Haşim, Hasan’la içerdi... Vedat gördü, Hüseyin Zabit geldi, bunlara mızır oldu, o da dövdü kendilerini, bundan dolayı getirdiler kendini içeriye... Ve bunlar kaçınca, ertesi gün sabahtan kalktığımızda, mamurladıydı Arap. Bir ay göz hapsinde kaldı Kale’de ama çıkar giderdi evine, geri gelirdi sonra... Bu birinci olaydı... Vurulmasına sebep, Birinci Bölük, İkinci Bölük falan diye top oynardık biz – şimdi polis var Larnaka’da, onun yanında saha var... Top oynayacaktık... Siyah beyaz forma giydik, bizim bölüğün formasıydı o... Sancaktar oturur polisin damında... Ama Arap, daha önceki olaydan bunlara kinlendiydi... Arap içti da iki tane, top oynarken biz, girdi sahaya. Rahmetlik Haluk Karan oynatırdı maçı, eski belediye başkanıydı, hakemlik da yapardı. Bunun üzerine girdi sahaya, durdurdu bize maçı... Tabii hepsi korkar Haşim Arap’tan... Haluk Karan’a, “Fenerbahçe’nin formalarını giyeceksiniz!” dedi... Dedik “Yahu nereden bulalım şimdi Fenerbahçe’nin formalarını?” “Ben anlamam” dedi, “öyleysa oynamayacaksınız. Fenerbahçe forması giyeceksin...” Sancaktar da oturur tabii, maçı seyreder... Haber gönderdi, polisnan ki Haşim Arap sahadan çıksın... Polis, “Sancaktar şey yaptı, derhal sahadan çıkasın” dedi... Haşim Arap, sövmeye başladı Sancaktar’a ana avrat! “Sancaktar’ın anasını da bilmem napayım vs. vs.” bu kelimeleri kullandı... Kalktı Sancaktar, bindi mavi volksvagen arabaya, çekti kaçtı... Sancaktar Bozdağ’dı, Türkiyeli’ydi... Takma isimdi bu... Sonra gece bizim gazinoya geldiler. O gece Haşim Arap’ın elinde beyaz bir torba vardı... İçi mermi dolu... Geldiğinde, babama “Fadıl ağa” dedi, “beni vuracaklar!” Babam da, “Gitme be Haşim” dedi. “Yok, sonra desinler, Haşim Arap korktu?” dedi... “Dök bana bir tane 50’lik” dedi babama... Döktü kendine, içti, “Bir tane daha dök” dedi. 50’lik, bir kadeh konyaktı... 50’lik derlerdi... 31 periskandı galiba, içti... Döndü bana, “Koy bana, beyazlanmış saçının telleri’ni” dedi. Cahit Seyhanlı’nın plağını koydum, iki defa dinledi... Ondan sonra gitti işte, vurdular Arap’ı... O gece yani... Bilirdi vuracaklarını kendini çünkü Babutsalar’a çağırdıydılar kendini, güya eğitim varmış diye, bu da aldıydı mermileri... Babutsalar’da çadır vardı, nöbet beklerdik... Nöbetçi çadırıydı... Orada bir silah vardı, o alacaktı o silahı da kullansın... Bu ne zaman girdi birinci nizamiye kapısından, C. vurdu kendini, belinden vurdu kendini. C. attı kendine birinci... Sonra S.’i gördü, “S., sen da geldin beni vurasın?” dedi, yatırdı kendini yere, dayadı bıçağı... “Git, seni çocuklarına bağışlayayım, kaç buraştan” dedi kendine... Ondan sonra da vurdular Haşim Arap’ı... Öyle oldu... K. vurdu kendini... Haşim Arap, çok iyi bir insandı... İçmediği zamanlarda, seninle konuştuğunda, bal akardı ağzından... İçince, biri ilişmezsa kendine, kimseye bir şey yapmazdı adam. Ama ilişince kendine, firavun olurdu... O kadar zaman yadım ederdi babama, hiçbir şey olmazdı... Ama gidersan da ilişirdin kendine, kızardı... Bizim Yalı Bar’a, Fadıl’ın Yeri da derlerdi... Oralarda vurdular kendini... Köşede, direğin yanında vurdular kendini – gazino böyle, köşe başında direk... Haşim Arap geldi, havuzu tuttu, havuzun üstünde öldü... Sahil Yolu yani... Babam koyduydu o direkleri Sahil Yolu’na – babam Yalı Bar’ı yaptığında koyduydu, direkleri babam getirdiydi, suyu da babam getirdiydi oraya... Babam gazinoyu 1958’lerde yaptıydı... Haşim Arap vurulduğunda, Rumlar bile ağladı bu adama... Çünkü bu adamın kimseye bir zararı yoktu – ona ilişmezsan, bu adam kimseye ilişmezdi. Rumlar çok korkardı bu adamdan...
SORU: Mücahitlerin bayramlık paraları verilmediğini ve Haşim Arap’ın bu işin peşine düştüğünü anlattılar... ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Bütün bunlar bahaneydi... Çünkü Haşim Arap, bunlara meydan okurdu... Futbol maçını kesme da bahaneydi... Haşim Arap’ın dört tane memesi vardı, vurulduğunda karısı Fatma hamileydi, son günlerindeydi... Doğurduğu oğlunun da dört tane memesi vardı.. Haşim Arap’ın oğlu Hasan da çok iyi bir çocuk... Bir da oğlu vardı Rıza, kaza yaptı, öldüydü... Rum tarafında bir gazino vardı, Vaytsons’du adı – Haşim Arap orada otururdu, o oturunca, kimse gelip kabadayılık yapmazdı... Kavga-dövüş olacak olursa, Haşim Arap müdahale ederdi. Sandalyeye böyle bağdaş kurar da otururdu... İşi buydu... Rum olsun, Türk olsun, kim istersa olsun, kimseyi bırakmazdı hır çıkarsın... Güvenlik gibi bir şey yapardı... Sonra limanda işlerdi babamla beraber... İskelebaşında çalışırdı... AYŞE ÖZDOĞDU: Bütün gün buğday vapurunda işlerdi rahmetlik, sonra bara gelirdi. Haşim Arap da gelir, yardım ederdi bize... Bizimki arardı para versin kendine, “Vallahi para verirsan, bir daha basmam bu bara” derdi, “yalnız dökecen bana kadehçik, içeceğim” derdi...
SORU: Balamagi nasıl biriydi? O da otobüste, kayıplar arasındadır... MEHMET FADIL ÖZDOĞDU: Balamagi’yi hatırlarım ben mesela, çocuktum... Ben 9 yaşlarında bir şeydim, sen gazetede Balamagi’nin resmini yayınlayınca, hafızamdaki sureti canlandı, unutmamışım... Çünkü öldükten sonra bir daha da resmini görmedim... Bizim ev iki katlı hanaydı, Özdemir abim var benim, onun yaşıtıydı... Arkadaştılar... Mahallede kızlar mızlar vardı, o zaman “O Gitar, O Gitar” diye bir şarkı vardı – eski... İtalyanca mıydı, Fransızca mı... Onu çalarlardı devamlı ve kızlarla böyle işaretleşirlerdi! Ben da takılırdım kendilerine, kızarlardı bana! Ama severlerdi yani beni... Böyle çok şen şakrak, aklıma geldiğinde mutlulukla, sevgiyle andığım birisi... Çok sevecen biriydi... Larnaka vardı, bir da Tuzla kesimi vardı, büyük, ayrı bir mahalle gibi düşünün Tuzla’yı, Larnaka ayrı... Ve arada mezarlık vardı... Bize anlattıkları kadarıyla, çatışma olmuş ve mezarlık tarafından gelmeye başlamışlar. Balamagi yalnızmış, elinde bir silah varmış, koşarak “Hasan sen oraya, Hüseyin sen oraya” diyerek, çok kalabalık bir grup varmış gibi bir imaj yaratmış – yalnız olduğu halde... Ve çekildiler, gittilerdi geri saldıran Rumlar... Hatta “Sırf Balamagi’yi almak için yaptılar bu işi” diyenler de vardı. Yani Balamagi’den intikam almak için falan da yapıldığı söylenirdi...
AYŞE ÖZDOĞDU: Bir da şunu hatırlarım... Behiç’in oğlu Erbay... Bir mandıra vardı, arada asfalt, o tarafta da Rum nöbet beklerdi. Erbay, isterdi anlasın, babası ölü mü diri mi... Çünkü çoğu derdi ki daha esirdirler. Behiç’in oğlu Erbay, gece ayarladı, Rum’un bir tanesini yakaladı, çekti yoldan bu yannı. Mandırada oda vardı, soktu kendini onun içine. Dayadı silahı, dedi kendine “Ya doğruyu söylen bana, ya da seni vuracam... Bana doğruyu söylersan” dedi, “hiçbir zaman sana bir şey yapmam...” Tuttuğu Rum da, “Vallahi ne söyleyeyim sana? Öldürdüler, vurdular” dedi kendine. Ve o vakit Rum’u bıraktı da gittiydi... O zaman inandı öldüğüne... Benim rahmetliğnan arkadaştı ve anlatırdı kendine... “Bana deyinca ölüdürler kesin, bıraktım kendini” dediydi...
SORU: Özdemir Bey, siz kaç yaşındasınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU (Ayşe Hanım’ın oğlu): Ben 60 yaşındayım...
SORU: Bir zamanlar ünlü bir futbolcuymuşsunuz... ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Evet... Ahmet da oynardı zaten, Balamagi da oynardı, beraber oynardık...
SORU: Nerede oynardınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Gençler Birliği’nde oynardık...
SORU: Gol kralıydınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Evet...
SORU: Balamagi’ynan nereden ahbaptınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Aynı mahalledendik, hep beraber gezerdik, her yere beraber giderdik... Gezmeye da beraber giderdik, topu da beraber oynardık, okul arkadaşımızdı.
SORU: Aynı yaşta mıydınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Aynı yaşlardaydık, bir yaş benden küçüktü galiba.
SORU: Nasıl biriydi Balamagi? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Çok iyi bir çocuktu, şakacıydı... 64’te kayboldu, aldılar kendini Dikelya’ya giderkana... Gitti işte...
SORU: Onunla ilgili birkaç anınızı anlatabilir misiniz? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Rum tarafına giderdik, kızlara ilişirdik, herşeyi yapardık! Bisikletlerle beraber gezerdik... Rum evlerinden çiçek keserdik, karanfil keserdik, bu işimizdi! Karanfili ağzımıza korduk böyle, işte! İş olsun diye!... Hatta bir kere cira, biber koyduydu karanfillerin üstüne, başladık hapşırmaya!... İyi bir arkadaşımızdı yani...
SORU: Muziptiniz yani!... ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Evet... Çok sene geçti, 63’ten bu yana 43 sene geçti...
SORU: Kaybolduğunu duyduğunuzda ne hissettiydiniz? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Üzüldük, ağladık bile, arkadaşımızdı, değil? Herkese ağladık, ona da ağladık...
SORU: Onu bulmak için bir şey yaptı mıydınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Ne yapabilirdik? Rumlar aldı kendini, arabayla kaybolduydular zaten... Bir eski zaman arabasıydı, şimdiki otobüsler gibi değil... Yusuf Dayı’nın arabasıydı... Behiç Dayı da kayboldu, Ahmet Balamagi, Fehmi, Kamil Çavuş... Hasan Bari vardı esmer, o...
SORU: Hasan Bari’yi nasıl hatırlarsınız? ÖZDEMİR ÖZDOĞDU: Hasan Bari yer içerdi, bizden büyüktü o... Alemi çok severdi böyle! Çok iyi bir çocuktu o... Fatma’nın kardeşiydi işte... Hep beraber kayboldu...
NOT:
Kayıp otobüsü araştırırken, ortaya başka bir öykü daha çıkıyordu – Haşim Arap’ın öyküsü... Haşim Arap, “Teşkilat” tarafından yargısız infazla öldürülmüş, geride hamile karısı Fatma, iki çocukla kalmıştı... Oğlu Hasan, babası öldürüldükten üç hafta kadar sonra dünyaya gelmişti... Haşim Arap’ı hatırlayanlar, onun çok cesur, incitilmediği sürece kimseye zarar vermeyen, çok iyi bir insan olduğunu, çok güçlü bir insan olduğunu anlatıyorlardı... Ancak Haşim Arap’ı incitmeye kalkışanlar, karşılarında bir “firavun” buluyorlardı! Onu hatırlayanlar, Haşim Arap’ın mağdurların haklarını savunmakta hiçbir zaman tereddüt göstermediğini söylüyorlar... Bir derdi olan, bunu kendisi dile getirmek yerine Haşim Arap’a anlatır, onun öne çıkmasını istermiş...
Haşim Arap, sonuçta “efendilerle” takışıyor ve “teşkilat” tarafından yargısız infazla öldürülüyor... Nitekim, Larnakalı şair Raşit Pertev de, Haşim Arap’ı anlattığı “Gara yılan” başlıklı bir şiir yazıyor... Şair Raşit Pertev, Larnaka’da yaşananları “şifreleyip” şiire döktüğü “Kani-Veran – İkilemlerde Saklı Larnaka” başlıklı şiir kitabında, Haşim Arap’ı anlattığı “Gara yılan” şiirinde şöyle diyordu:
kınalı garannık şamişi sütlü böreg gadeyif belkola
rakı anglia gonyak
deniz boyunda bir pazar gecesi bir şarkının mepdapda yükselen sesi dalga dalga yayılmakta iki bira getir iki bira biraz da meze olsun yanında
ilan ilan ilan ilan gumdan duvarların hangi yanında ilan her yan yılan ve susanınan dolu gannavuri tütülü gecede paşa eliynan deniz yalısında vurulan
(Şairin notu: Karayılan resminde, “esrar tütülü bir gecede”, biraz sarhoş olup da Paşa’ya karşı gelmek cesaretini gösteren bir “kara yılan”, Paşa tarafından herkesin önünde vurulup öldürülür (kara yılanlar, bilindiği gibi, tehlikesiz ve zehirsizdirler). Şiir, 1963-74 döneminde paşa-kasaba halkı ilişkileriyle ilgilidir.)
Konuştuğum Larnakalılar’ın hiçbiri Haşim Arap’ın soyadının ne olduğunu bilmiyordu, herkes onu yalnızca “Haşim Arap” olarak biliyordu... Geçen hafta İskele’ye gidip eşi Fatma Hanım’ı buldum... Onunla da daha sonra okuyacağınız bir röportaj yaptım. Fatma Hanım bana Haşim Arap’ın soyadının Mercan olduğunu söyledi... Sevgül Uludağ Kaynak: Yenidüzen- 22 Haziran 2006
Not: Bu röportaj yayınlandıktan sonra, önce Ayşe hanım sonra da oğlu gol kralımız Özdemir'i maalesf kaybettik. Ruhları şadolsun. SSaydam Yorum Yaz
İzleme: 857
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4 |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



