Anasayfa
Kaybolan Otobüs- Kamil Çavuş'un Eşi Hatice Dimililer Anlatıyor Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Cuma, 09 Kasım 2007

 

Sevgül Uludağ

 

 

Kamil Çavuş'un eşi Hatice Hanım o günü anlatıyor...

 “Sabah kalktı benimki, gitti yaktı banyoyu ve yıkandı... Yıkanma sabah sabah dedim, üşüyecen... Yazlıkları giydilerdi... Bari dedi, kelime-i şahadet tamam getireyim dedi, bu şekilde söyledi... O te kahveyi yapsın, ben yattım, uyuyakaldım... Rüyamda bir adam geldi, bizim gancelliden girdi, bana bir çift silecek verdi elime... Aldım, benimki uyandırdı beni, kahve içtik.. Dedim gitme bugün da kötü gün olacak... Nerden bilin dedi... Rüyam kötüydü dedim... Çıktı gitti... Yani bilerek...Bilerek gitti... Ne vakit silecek görsem şimdi, huzursuz olurum...”

Kıbrıs: Anlatılmamış öyküler...

Sevgül Uludağ

 

 

Kayıp otobüste bulunan 11 kişiden biri olan Kamil Raif Dimililer’in eşi Hatice Dimililer anlatıyor...

 

Kayıp otobüste bulunan 11 kişiden biri olan Kamil Raif Dimililer’in oğlu Celal Dimililer de beni arayanlar arasındaydı... Annesi Hatice Hanım, Çatalköy’de yaşıyordu... Geçen hafta bir gün Çatalköy’e giderek, Hatice Hanım’dan yaşadıklarını anlatmasını istedim...

 

Hatice Dimililer, yalnızca eşini kaybetmekle kalmamış, aynı zamanda kardeşi Ahmet Yahya’yı da yitirmiş bir kadındı. Çifte acısı vardı... “Berber Yahya” diye bildiğimiz Ahmet Yahya, “teşkilat” tarafından yatağında vurularak öldülmüş, 1958 yılı Mayısı’nda, ölüm ilanıyla birlikte, PEO’dan istifa ilanı da aynı gazetede yer almıştı...

 

Çatalköy’de bir an zaman tersine döndü – Hatice Hanım alıp bizi Yeroşibu’ya, Leymosun’a, Larnaka’ya, Dikelya’ya götürdü... Çektiği acıları, yaşadığı sıkıntıları mütevazi biçimde anlatmaya çalıştı... Yürüyemiyordu ama herşeyi hatırlıyordu... Bugün olmuş gibi anlattı olayları – anlatabileceği kadarını anlattı çünkü “tabu”lar bir gölge gibi aramıza giriyordu...

 

Celal Dimililer, babasının ve otobüste bulunan diğer kişilerin, o sabah erkenden tüm tanıdıklarını dolaşıp vedalaştıklarını, “helalleştiklerini” anlatıyordu... Otobüse binmeden Kamil Dimililer eve dönüp, evdekilerle de vedalaşmıştı... Yani ölüme bile bile mi gitmişlerdi?

 

Kamil Dimililer, o dönem üslerde çalışan polişmanların oluşturduğu birliğin başkanıydı... O nedenle toplantılara polişmanları temsilen katılırdı... Otobüs kaybolmadan bir süre önce yapılan toplantıya da Kamil Bey katılmıştı – Orhan Müderrisoğlu ve beraberindekiler, üslerde çalışanların işe gitmesi yolunda “karar” çıkarmışlardı...  Celal Dimililer, “Orada bizimkiler direndiler – ilk toplantıda direndiler, gitmek istemediler çünkü sonunun ölüm olacağını biliyorlardı, bu açıktı... Onun üzerine dönüp sinemada bir toplantı yaptılar ve orada halkı bir yerde mecbur ettiler... Hatta Behiç Dayı’yı, sinemada sıkıştırdılar zannedersem...” diyordu...

 

Hatice Hanım ise “Hepsi bilerek gitti” diyordu... Ve şöyle anlatıyordu:

 

“Sabah kalktı benimki, gitti yaktı banyoyu ve yıkandı... Yıkanma sabah sabah dedim, üşüyecen... Yazlıkları giydilerdi... Bari dedi, kelime-i şahadet tamam getireyim dedi, bu şekilde söyledi... O te kahveyi yapsın, ben yattım, uyuyakaldım... Rüyamda bir adam geldi, bizim gancelliden girdi, bana bir çift silecek verdi elime... Aldım, benimki uyandırdı beni, kahve içtik.. Dedim gitme bugün da kötü gün olacak... Nerden bilin dedi... Rüyam kötüydü dedim... Çıktı gitti... Yani bilerek...Bilerek gitti... Ne vakit silecek görsem şimdi, huzursuz olurum...”

 

Kamil Raif Dimililer, otobüsle birlikte kaybolduktan bir hafta sonra, “Teşkilat” evin çevresini sarmış, evin içine girmişti... Evde yaşayanların bilmediği pek çok gizli bölmeyi açarak bu bölmelerden evraklar, haritalar, insan anatomisiyle ilgili büyük resimler, silahlar çıkarmışlardı... Eğitim materyalleri çıkarmışlardı bu gizli bölmelerden... Evdekilerin hiçbiri bunların farkında değildi... Bunların hepsini toparlamışlar, alıp gitmişlerdi...

 

Hatice Dimililer’le röportajımız şöyle:

 

SORU: Hatice Hanım, kaç doğumlusun?

HATİCE DİMİLİLER: 1930 doğumluyum... Kasaba’da doğdum...

 

SORU: Baflısın yani... Kaç kardeşsiniz?

HATİCE DİMİLİLER: Ben, benden sonra Ahmet, Davut, Ünal, Havva, Tuncay... Altı kardeştik...

 

SORU: Babanız ne iş yapardı o zaman?

HATİCE DİMİLİLER: Arabacıydı... Adı Yahya’ydı... Kasaba’da yaşarlardı. Annemin adı Hüsniye’ydi, ev hanımıydı. Evimiz, geçinecek kadar vardı, odalarımız... Hayvancıklarımız da vardı... Ben doğduğumda, Kasaba’da çok sürmedi, bir-iki yaşındaydım galiba, bilmem, babam yapamadı hayvanları vardı diye, arabacıydı... Çekti gitti köyüne, Yeroşibu’ya. Babam Yeroşibulu’ydu, onda evleri vardı, hayvanlarını koymak için, samanını, arpasını koymak için ayrı ev vardı... Ben nenemde kaldım, dedem beni vermedi...

 

SORU: Dedenizin adı neydi?

HATİCE DİMİLİLER: Dedemin adı Davut’tu... Nenemin da Emin... Aşçı Davutlar’dı bunlar... Kasaba’nın meşhur aşçısıydı. Bir da kardeşi vardı, o da aşçıydı ama dedem gibi değildi... O zaman Rum-Türk karışıktı, evlerimiz da karışıktı, hep ona gelirlerdi yemek yemeye... Mesela diyelim ki nenemin evinin karşısında Rum vardı, yan tarafımızda Rum vardı...

 

SORU: Öğrendi miydiniz Rumca?

HATİCE DİMİLİLER: Başladıydık da alışırdık... Ama şimdi unuttum... Onlar köye yerleşti, ben kaldım nenemde... Beslediler beni, okula koydular... Okuldan çıktım, ameliyat oldum, ameliyat olduğumda dedem ağır hastaydı... Bırakmadı beni doktor kalayım onda, ansızın dikişler patlamasın diye... Yeroşibu’ya gittim annemin yanına. Körbarsak ameliyatı olduydum. Gittim köye, köyde kaldım işte... Dedem rahmetlik oldu, artık Kasaba’ya gidemedim. Annemle babamın yanında kaldım. Terzilik yapardım, ustaya koyduydular beni...

 

SORU: Ustanızın adını hatırlar mısınız?

HATİCE DİMİLİLER: İki ustam vardı – biri Müesser, biri da Nafia...

 

SORU: O zaman neler dikerdiniz?

HATİCE DİMİLİLER: Herşey dikerdik... Nafia, en fazla erkek gömleği dikerdi... Ben da alıştıydım, terzi çıktıydım... İşte köye geldiğimde, ben da köyde dikiş dikerdim... Rum müşterim da vardı, gardaş gibi geçinirdik... Gelirlerdi, biz giderdik... Kumaşları Kasaba’dan alırlardı... Kumaşlar mağazalarda vardı, Ermeniler da vardı kumaş satan...

 

SORU: Sonra ne zaman evlendiniz?

HATİCE DİMİLİLER: 19 yaşındaydım evlendiğimde...

 

SORU: Dimililer da mı Baflı’ydı?

HATİCE DİMİLİLER: Onlar da Baflı’ydı... Ayvarvara’da otururlardı... Geldiler, gördük birbirimizi, Allah’ın emrine istediler, nikah olduk...

 

SORU: Nasıl biriydi Kamil Bey?

HATİCE DİMİLİLER: İyiydi... Yavaş, cana yakın birisiydi, herşeye yardım ederdi elinden geldik sonra... Güzel geçimimiz oldu...

 

SORU: Yeroşibu’ya mı evlendiydiniz?

HATİCE DİMİLİLER: Yeroşibu’ya evlendiydim Pazar gün, Salı günü Lefkoşa’ya gittik... Yorgancıydı o zaman. Çok geçmeden, İngilizlere aşçı girdi... Aşçılık yapardı. Bir sene kadar yorgancılık ettiydi Lefkoşa’da ilk evlendiğimizde. Kiralık bir evde kalırdık... Tanti’nin Hamamı derlerdi, oralarda ev kiraladık, oturduk... Ondan sonra, ustası ev yaptıydı bahçada, oda oda da kiralardı... Bir odayı da aldıydık biz ve oraya taşındıydık. Yorgancıydı ama çok okurdu, eline hangi kitap geçse okurdu...

 

SORU: Kendini geliştirirdi...

HATİCE DİMİLİLER: Evet... İmtihana girdi ve kazandı polişmanlığı, polişman oldu... 1955’te oğlum Celal doğduğunda, imtihandaydı...

 

SORU: Yani 1955’te polis yazıldıydı...

HATİCE DİMİLİLER: Evet... Ondan sonra rahat geçindik, çoluk çocuk ettik... Yedi çocuk ettik arka arkaya...

 

SORU: Bu defa terzilik yapmaya fırsat bulmazdınız herhalde!

HATİCE DİMİLİLER: Yok, bulmazdım! Ancak yetiştirirdim çocuklarımı onardayım...

 

SORU: Hep aynı yerde mi kalırdınız?

HATİCE DİMİLİLER: Lefkoşa’da kalırdık, sonra becayiş oldu Leymosun’a... Leymosun’da ev bulmadık, Yeroşibu’ya gittim, annemin yanına gene... Biraz zaman geçinca, tekrar Leymosun’a gittik... Kasaba’ya üçüncü gidişimizde, Yeroşibu’da ev yaptıydık, bitmediydi daha... Zere yerim küçüktü, altına yaptık iki oda sündürmesiyla da son isterdik, üstünü yapalım... Leymosun’a gittik... Leymosun’da doğurdum hep çocuklarımı... Leymosun’da Soğuksu’da kalırdık... İlk bir Rum evinde otururduk – Rum evinin da bir odası vardı, arka tarafta da iki oda, ortası sündürme vardı, orada otururduk. Ben Rumca anlardım diye, EOKA başlayıyordu o zaman. Duyardım şu bir şey hazırlarlar... Benim da aklım kesmezdi, sorardım, “Nedir?” diye... Bir büyük zıbandırık Rum’du, silah yaparlardı, ben “O kadın silahları niçin yapar?” dedim... Kardeşi vardı, hep silah yaparlardı... “Niçin yaparsınız bu silahları?” dedim. “O kadın şu teslim olmayacak, onu vuracam” dedi bana o Rum, şakaya götürdü yani ve söyledi. Ben korktum. Kuntretin bitmesine daha altı ayımız vardı – ev bulduk Soğuksu’da, taşındık Soğuksu’ya. Soğuksu’da ortanca kızımı doğurdum, Celal’ı doğurdum... Celal’ı doğurduktan sonra, Rumlar’ın arkasında, Tüccar Kamil ev yaptıydı, kiraladık işte o taraftan, gittik o tarafa... Daha büyüktü evler... Gittik, onda kaldık... Son gene becayiş olduydu...

 

SORU: Dikelya’ya?

HATİCE DİMİLİLER: Evet... Gittik, İskele’ye oturduk. Tekrar Baf’a gittik, Baf’ta bizimki dedi “Kaldıralım bir iki oda da, ne olur ne olmaz” dedi... Başladık, Yeroşibu’da yaptık evleri. Benimkinin işi Leymosun’daydı... Gider-gelirdi Piskobu kampına... Ondan sonra, evleri bitirdik, tekrar İskele’ye gittik...

 

SORU: Ne çok taşındınız ama ha!

HATİCE DİMİLİLER: Yerden yere gezerdik... İskele’ye ikinci defa gittim, orada galiba bir-birbuçuk sene ettik, başladı harp... 1963 başladı...

 

SORU: İskele’de nerede kalırdınız?

HATİCE DİMİLİLER: Yeni bandabuliya yaptılardı – evimiz Ümmü Haram Sokak’ta 13 numaradaydı... Orada ancak bir-birbuçuk sene ettik, başladı EOKA... Benimki bilmezdi daha teşkilatları... Gitmezdi, işinden evine, evinden işine giderdi... Son, Behiç dedi kendine – arkadaştılar – “Lazım sen da gidip yazılasın” dedi... “Yazılmazsan yoktur sana ne ekmek, ne iş” dedi... Yazıldıydı benimki da o vakit, bilmem işi neydi onun içinde...

 

SORU: TMT’ye yazıldıydı yani...

HATİCE DİMİLİLER: Evet. Sorduğumda söylemezdi, “Karışma sen” derdi. Çok sürmedi, beşinci ayda, 13’ünde tutuldulardı...

 

SORU: Hep aynı otobüsle mi giderdi işe?

HATİCE DİMİLİLER: Aynı otobüsle giderdi... O gün büyük kızımız hasta olduydu, boğazı şişerdi bademciklerinden da ayaklarına vurduydu... Basmazdı ayakları. Dr. Şemsi Kazım’a aldı getirdiydi kendini. Onda yatırdı o... Bademcik ameliyatı olmadıydı, onda yatırdı, tedavi görürdü... Ama bu arada bir iki defa tutulduydu Türkler, benimki o kadar uğraştı, kurtardı kendilerini.

 

SORU: Rumlar’la iyi miydi arası?

HATİCE DİMİLİLER: İyiydi, Rumca da konuşurdu... Rumca, İngilizce, Almanca konuşurdu... Bunları hep okurdu...

 

CELAL DİMİLİLER: Yedi dili, ana dili gibi konuşurdu...

 

SORU: Kendi kendine alıştıydı bunları...

HATİCE DİMİLİLER: Kendi kendine alıştıydı... İşte o gün, hangimiz İskele’den Lefkoşa’ya gidecek, karar veremedik, gidip çocuğa bakalım diye... Dedim “Sen gitme, ansızın... Madem başladılar da tutarlar, sen gitme da tutulasın... Ben gideyim...”

Sabahtan kalktık, bir arkadaşı Tuzla’dan geldi, karanfil getirdi kendine – istediydi götürsün hastahaneye. Geldi getirdi karanfilleri arkadaşı... Çektim kendini, “Gitme yahu” dedim, “madem bilin o kadar bir kötüdür durum, gitme!” “Sabahtan radyoyu dinledik, Makarios göyverecek ötekikileri da şu tuttular” dedi. Dedim, “İnanma...” Gene çıktı gitti, o gidiş... Gittiler, tutuldular...

 

SORU: Yani Lefkoşa’ya gitmedi, işe gitti... Bırakmadınız kendini Lefkoşa’ya gitsin...

HATİCE DİMİLİLER: Yok, Lefkoşa’ya gitmedi... Ben hazırlanırdım Lefkoşa’ya gitmeye... Sabah işe gittilerdi, çok geçmedi, duyuldu şu tutuldular, ben da gitmedim... Tutuldu, ondan sonra koşturduk oraya buraya... Bir netice çıkmadı... Orhan Müderrisoğlu’na dediler “Biz da tutalım bir araba Rum talebelerden da değiş tokuş yapalım zira birden bire öldürmezler kendilerini...” Kabul etmediydi Müderrisoğlu. Ondan sonra böyle gitti...

 

SORU: Siz yedi çocukla kaldıydınız...

HATİCE DİMİLİLER: Biraz paramız vardı, biriktirirdik... Köydeki evleri satıp İskele’den almayı düşünürdük, bunun için biriktirirdik. Onlarla geçindim yani... İngilizler geldiydi, bir isteğim varsa diye... Dedim “İstemem, kocamı bulun, başka bir şey istemem” dedim... Geçindik evlatlarımızla epeyi...

 

SORU: İngilizler hiç, “Gelin sizi İngiltere’ye götürelim” dedi miydi?

HATİCE DİMİLİLER: Yok... Ama benimki hazırlanırdı gidelim... Son o gün alacaktı pasaportları eline, gittiler hep üstünde...

 

SORU: Sonra geri Yeroşibu’ya mı gittiniz?

HATİCE DİMİLİLER: Yok, kaldım İskele’de çocuklarımla...

 

SORU: En büyüğü kaç yaşındaydı çocukların?

HATİCE DİMİLİLER: En büyüğü 11, en küçüğü birbuçuk yaşındaydı... Çocuklarımın isimlerini sayayım: Ceylan, Taner, Yahya, Celal, Hüsniye, Songül, Şentaç... Kaldıydık evimizde yani, epeyi zaman, ev sahibi da gelmediydi aylık istesin. Mağusalı’ydı ev sahibi – son geldi istedi ya aylık verelim, ya çıkalım. Sordum kendine, öyle az bir şeysa, o zaman 108 Kıbrıs Lirası istediydi... Kavga edeceğime, inat edeceğime, o zaman ev bulduk, çıktık. Gene İskele’de – nere gideyim? Durumumu İskeleliler bilirdi...

 

SORU: Gene terzilik yapmaya mı başladıydınız?

HATİCE DİMİLİLER: Verdikleri para 5 liraydı, az idi, yedi tane evlat, ev aylığı, ceryan parası, su parası... Başladıydım ben terzilik yapayım – Rum tarafına, Rumlar’dan da bir şey anlayayım diye. Gider gelirdim. Bir şey çıkmadı, kimsesi söylemedi...

 

SORU: Ne duydunuz? O gün ne oldu o otobüse?

HATİCE DİMİLİLER: Yalnız duyulan şey, Rumlar aldılar kendilerini... O... Başka bir şey duyulmadıydı. Onlar her gün sorulur ederdi, teşkilattan. Hiçbir haber yok...

 

SORU: Siz beklerdiniz gelmesini geri...

HATİCE DİMİLİLER: Beklerdik, hala daha beklerik... O eve taşındık, o evden başka eve taşındık, ondan taşındık tekrar bu tarafa, Duriye’nin evlerine... Ucuz bulduğumuz evlere taşınırdık. Son şu Duriye’nin evlerine taşındıydık, büyüktü o ev, güzeldi... Oturduk onda...

 

SORU: 1974’ten sonra da bu tarafa taşındınız...

HATİCE DİMİLİLER: 1974’te Celal’ı bırakmadıydık gitsin, Taner ile Yahya gittilerdi, onlar tutuldulardı... Onları yolladık, Rumlar aldı gitti... Celal’ı yollamadık, sakladık kendini. Sonra Rumlar haber aldı, komşulara kıskanma girdiydi, onların da oğulları vardı, neçün benim oğlum evdedir da onların yoktur diye, Rumlara söylediler...

 

CELAL DİMİLİLER: Ben o zaman 17 yaşındaydım, bizim geride kalmamızın nedeni, o dönemde bir müdafaa timi, müdafaa birliği oluşturulmaya çalışılırdı ve bizim gibi 16-17 yaşındaki çocukları hep toparladılardı ve bazı şeyler çıkarıldıydı orta yere. Ve Rumlar, olur ya, ansızın katliama girişecek olurlarsa, ona karşılık bir müdafaa timi oluşturulsun geride diye düşünüldüydü. Ben dinlemediydim annemleri ve kaçtıydım, Rum tarafına geçerken buldular beni, döndüler kızdılar bana... Ve geri yolladıydılar beni, ben de dönüp tekrar gelip eve girdiydim...

 

SORU: Kıbrıslıtürk komşular da Kıbrıslırumlara ihbar etti ki evde genç var!

CELAL DİMİLİLER:  Bacağımda bu kadar yırtık vardı, süngü yırtığı... Beni uyardılardı, “Hastasın, onun için kaldın” diye... “Yat, hastasın, onun için gitmedin” dedilerdi. Rumlar da geldiler, dürterlerdi, kalkalım ayağa diye... Ondan sonra götürdüler bizi hastaneye... Hastanede “Hastadır” diye rapor verdiler, danışıklı dövüştü... Hatta o gün bana hastanede tebeşir tozu gibi bir şey içirdilerdi, ateşim çıksın falan diye... Çünkü iki Rum doktor ve Barış Gücü’nün adamı beklerdi diğer tarafta, beni aldılardı bu tarafa bizim doktorlar... Bana tebeşir tozunu içirip sonra da Rum doktorun yanına götürdülerdi... Onlara göre hasta olduğum “garantilenince”, döndüler beni tekrar eve getirip bıraktılar...

 

SORU: Peki Hatice Hanım, öteki iki oğlunuza ne olduydu?

HATİCE DİMİLİLER: Esirdi onlar... Onları Rum tarafında okullar vardı, orada tutarlardı. Gider gelirdik, onlara yemek götürürdük... Neysa, Celal’ı getirdiler geri, kaldı evde. Bir hafta ya geçti, ya geçmedi – bir gece saat 12’de taktak kapı vurur... Annem babam da bendeydi, başladılar “Gitme, etme!” E nasıl, aha vururlar kapıya, götürüyorlar... Rahmetlik annem istemedi, “Bırak babamı, inelim aşağıya” dedim. “Yok” dedi, “alacaklar kendini” dedi. Koymadıydı rahmetlik, korktuydu... İndim ben, Rumlar’ın karşısına. Dedim “Nedir istediğiniz?”, dediler “Gireceyik görelim oğlunu...”

Dedim “Yok, giremezsiniz bu vakıt, saat 12, benim bir hayle kız var içeride, koymam sizi...” Komşumuz Füsun’lar, yukarıda, hanayda gördüler... Arabayla devriye gezen İngilizlere işaret ettiler, geldiler dayandılar, “Nedir?” dediler... Ben tabii anlamam İngilizce, onlar konuştu... Füsun söyledi bana sonra... “Oğlumu vermem” dedim, kapıda epeyi itiraz ettik, daha Rumcam vardı. İngilizler gelinca da gördüler, kaçtılar... Ondan sonra, çok geçmedi, kaynımın arabası bendeydi, o da tutulduydu esir...

 

SORU: Kaynınızın adı neydi?

HATİCE DİMİLİLER: Harun Dimililer. Gittik bir Meryem vardı, şimdi Ayyorgi’dedir galiba. O da istedi eşyasını gitsin, getirsin köyden. Beraber ikimiz cesaret aldık, gittik Rum polisine. Çıktık yukarı. Berekat yavaş bir adamdı, “Nedir istediğiniz?” dedi. Dedim “Ruhsat ver bize, geçelim o tarafa, eşyalarını alsın Meryem... Hem benim da bir oğlum var, Türkiye’ye yollayacağım kendini tahsile, evdedir...”

Döndü adam dedi, “Bilirim” dedi... “Yollamayacan tahsile ama hade vereyim sana ruhsat...” Kaçırdalım kendini Lefkoşa’ya diye yapardık bunu... Verdi bize kağıdı, kaynımın arabasını da, Celal’ı da... Onların aklıları kesti, bir hayle kürk palto verdiler bize, geçirelim o tarafa diye... Neysa, geçtik, ruhsatımız vardı... Füsun’un babası Ali Bey sürerdi arabayı. Yoğurtçuluk yapardı o... Geldik Lefkoşa’ya, Celal’ı götürdüm halasına, ben döndüm tekrar geri gene... Zere evde kızlar durur, iki tane da esirim var... Onlara yemek yapardım her gün ve gider götürürdüm. Son otomobil gelirdi da alırdı... Ondan sonra başladım, ilk kimi yolladım? İlk Hüsniye’yi... Bir komşumuz vardı, onun da kızı vardı, ikisini birleştirdik, gittik Rum tarafına, otobüsler vardı, onlarla kaçırttık onları da Pergama’ya. Epeyi kaldılar Pergama’da... Sonra bir bir çocukları yolladım.

 

CELAL DİMİLİLER: 1974’te Ağustos’tan sonra olurdu bunlar... Çünkü ateşkes olduydu... Artık esir mübadelelerine başlandıydı, mübadeleler hemen hemen başka bölgelerde yapılmaya başlandıydı ve ondan önce gerçekten de aslında üniversite sınavlarına girdiydik biz...

Kaynak: 7 Haziran 2006, Yenidüzen



Yorum Yaz
  • Lütfen küfür tarzı kelimeler kullanmayalım
İsim:
E-mail
Websiteniz
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Kod:* Code
Bundan sonraki yorumları mail ile almak istemiyorum


İzleme: 1207

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol
RSS yorumları

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4

 
< Önceki   Sonraki >


Serdar Saydam © 2010 - Tüm hakları saklıdır. Hosting & Domain & Website