Anasayfa
Kaybolan Otobüs- Behiç Göksan'ın Kızı Fatma Anlatıyor Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Cuma, 09 Kasım 2007

 

Sevgül Uludağ

 

Fatma Taşkan, Behiç Hasan Göksan’ın kızı... Fatma hanım Larnaka’da doğmuş... Annesi Pentagomolu, babası ise Afanyalı’ydı... Behiç Hasan Göksan, Münevver hanımla evlendikten sonra Lefkoşa’ya yerleşmiş, oradan da Larnaka’ya gitmişler... 

 

 

Münevver hanım, eşinin kaybolduğu 13 Mayıs 1964’ten ölünceye dek, evde asla “rahmetlik” sözcüğünü kullandırtmamış, hiçbir zaman mevlit okutmamış...  Onun bir gün mutlaka döneceğine inanmış ve beklemiş... Ancak sevgili eşinden geriye kalan kemikleri bile alamadan, ona bir mezar yaptıramadan, yeryüzünden göçüp gitmiş...

 

Kıbrıs: Anlatılmamış öyküler...

Sevgül Uludağ

 

Kaybolan otobüste bulunan  Behiç Hasan Göksan’ın kızı Fatma Taşkan anlatıyor:

 

“Babam kaybolunca, süt içmekten vazgeçtiydim...”

 

Fatma Taşkan, Behiç Hasan Göksan’ın kızı... Fatma hanım Larnaka’da doğmuş... Annesi Pentagomolu, babası ise Afanyalı’ydı... Behiç Hasan Göksan, Münevver hanımla evlendikten sonra Lefkoşa’ya yerleşmiş, oradan da Larnaka’ya gitmişler... 

 

Münevver hanım, eşinin kaybolduğu 13 Mayıs 1964’ten ölünceye dek, evde asla “rahmetlik” sözcüğünü kullandırtmamış, hiçbir zaman mevlit okutmamış – ister Kıbrıslıtürk, ister Kıbrıslırum olsun, pek çok kayıp eşiyle aynı duyguları paylaşmış... Onun bir gün mutlaka döneceğine inanmış ve beklemiş... Ancak sevgili eşinden geriye kalan kemikleri bile alamadan, ona bir mezar yaptıramadan, yeryüzünden göçüp gitmiş...

 

Fatma Taşkan’la babasını, ailesini, yaşadıklarını konuşuyoruz... İskele’deki evinde yaptığımız röportaj şöyle:

 

SORU: Babanız ne iş yapardı Fatma hanım?

FATMA TAŞKAN: Üslerde “polişman” derdik biz ama, o zaman belki de “Army Depot Police” diye geçerdi... Polişman’dı yani... 13 Mayıs 1964’e kadar gitti geldi, son gitti, gelmedi...

 

SORU: Siz ne zaman doğdunuz?

FATMA TAŞKAN: Ben 1955 doğumluyum...

 

SORU: Demek ki babanızı hatırlarsınız...

FATMA TAŞKAN: Tabii... Dokuz yaşındaydım... Büyük kardeşim Eray Göksan 1947 doğumludur... Ortanca kardeşim Erbay Göksan, 1949 doğumludur...

 

SORU: Peki nasıl hatırlarsınız babanızı? Nasıl birisiydi?

FATMA TAŞKAN: Babam çok iyi birisiydi... TMT’de çalışan bir adamdı. Son 63 olaylarında çok büyük şeyler yaşandı, tabii harp oldu... TMT’de olduğu için halka yiyecek dağıtırdı. Evleri gezerdi Larnaka’da, yiyecek dağıtırdı. Fakir halka çok düşkün bir insandı... Halkçıydı, insanları çok severdi... Herkese yardımı dokunurdu... En sonunda, maalesef...

 

SORU: Baba olarak nasıl biriydi? Mesela neler hatırlarsınız?

FATMA TAŞKAN: Çok iyi birisiydi... Haftasonları Trodos’a giderdik, sürekli gezerdik. Her haftasonu bir yerlere giderdik...Arabamız vardı, Hillman’dı, plakasını hatırlamam ama...

 

SORU: Demek ki siz en küçükleriydiniz, yani en sevileni!...

FATMA TAŞKAN: Yani... Bir kız olduğum için bana çok düşkündü, doğrudur!

 

SORU: Mesela İngiliz Üsleri’nden size ne getirirdi?

FATMA TAŞKAN: Neler neler getirirdi! Hergün pasta getirirdi, sürekli Üsler’de parti olurdu, panayır filan olurdu, oralara götürür, gezdirirdi...

 

SORU: Ne tür pastaydı bunlar, hatırlar mısınız?

FATMA TAŞKAN: Roll pastaydı, içi vişneli... Çikolata filan getirirdi... Çok şeyler getirirdi... Teneke kutularda bisküviler getirirdi...

 

SORU: Oyuncaklarınızı hatırlar mısınız?

FATMA TAŞKAN: Daha çok bebeklerle oynardım... Ama tabii, babam tutulduktan sonra her yerden geri çekildik – ne oyuncak istedik, ne bebek istedik artık... Tamamen çekildik...

 

SORU: O gün, 13 Mayıs 1964’te sizin bilebildiğiniz kadarıyla sabah işe gitmek için babanız evden çıktı...

FATMA TAŞKAN: Evet... Hatta bir gece önce annem çok kötü bir rüya gördü ve sabah kalktığında, “Behiç, bugün işe gitme!” dedi... “Yok, yahu... Niçin?” dedi babam... “Gitme” dedi annem, “çünkü çok kötü bir rüya gördüm...Bilmem ama bir felaket gelecek başınıza” dedi... Babam dinlemedi... Hatta bir gece önce da, annemin rüyayı gördüğü gecenin ilk akşamında, Orhan Müderrisoğlu toplantı yaptıydı Larnaka’da, Cennet Sineması’nda... Rahmetlik oldu o da, o zaman milletvekiliydi, doktordu... O akşam sinemaya gittik, ben de gittim babamla. Hatta en önde otururduk ve babamın kucağında otururdum...

 

SORU: O son kucağına oturuşunuzdu...

FATMA TAŞKAN: Son... Son... Ertesi gün sabah gitti, tutuldu zaten...

 

SORU: Niçin toplantı yaptıydı Müderrisoğlu?

FATMA TAŞKAN: Toplantı yaptı Orhan bey, halk bu kritik durumdan korktuydu, işe gitmesin diye direndiydi... O da dedi ki “Siz işe gitmezseniz, memlekete para gelmez... Korkulacak bir şey yoktur” gibi şeyler... “Hatta sen Behiç!” dedi kendine, bunu şimdiki gibi hatırlarım... “Hatta sen Behiç, sen gitmezsan, hiçbiri gitmeyecek” dedi. “Sen gidersan, herkes gider” dedi.

 

SORU: Herhalde çok sevilen biri olduğu için, Behiç bey giderse, yolu açar diye düşünürdü...

FATMA TAŞKAN: Evet... Evet... Ertesi gün sabah gittiler, birkaç saat sonra haberi geldi zaten, tutuldular diye...

 

SORU: O günü hatırlar mısınız? Okulda mıydınız? Evde miydiniz? Haberi ilk anneniz mi aldıydı? Nasıl olduydu?

FATMA TAŞKAN: O gün ben okuldaydım tabii... Öğlen filan geldiydik okuldan... İskele’de Atatürk İlkokulu’na giderdim, ilkokul 3’e giderdim, geldikten sonra duydum tabii ben... Ama zaten öğleye doğru geldiydi haber... Annem zaten duyduğu zaman, kadın düştü bayıldı tabii... Hatta çok sürmedi, büyük bir de ameliyat geçirdi, çatladı kadın çünkü sıkıntıdan... Ve tabii biz geldik, duyduk, “Babam noldu? Babam noldu?” Kimisi “Öldü” dedi, kimisi “Rumlar tuttu” dedi...

 

SORU: Yusuf Tosun’u bilir miydiniz?

FATMA TAŞKAN: Bilmezdim... Otobüsten bildiğim sadece birkaç kişi vardı...

 

SORU: Otobüs eve mi gelirdi?

FATMA TAŞKAN: Gelmezdi, otobüs için kalenin yanına giderlerdi, oraya gidip binerlerdi, caminin yanında... Tabii o gün çok büyük bir felaket oldu, millet bağırdı, çağırdı... Hatta o gün Hüseyin Kondoz – rahmetlik Kondoz Maliye’de çalışırdı, akrabamız da olurdu – çok diretti o gün, “Kocatepe yolundan iki Rum otobüsü çevirin köye” dedi, yani İskele’ye “ki öldürmediysalar, değiş-tokuş yapalım...” Kimse el uzatmadı... Bitti artık, onlar gitti...

 

SORU: Sonra siz duyduğunuzda babanız öldürüldü veya alındı, dönmedi en azından...

FATMA TAŞKAN: Dönmedi... Tabii ki çok büyük şok yaşadım, babanın ölümü çok kötü bir şey... Hisseder insan... Çok kötü bir şeydi çünkü ben babamı çok severdim... Hatta ben 9 yaşıma kadar süt içerdim, her akşam babam kalkar sütümü yapardı... Ve o gün, tutulduğu günden itibaren ben süt içmedim... Kesildim süt içmeden... Çok büyük şok yaşadım... 9 yaşındaydım, okula giderdim, herkes bir şey alırdı – “Kim aldı?” “Babam aldı...” Benim babam yok... “Sana kim aldı?” “E annem aldı... Ya nenem aldı...” O şekilde...

 

SORU: Bekler miydiniz dönmesini?

FATMA TAŞKAN: Beklerdik tabii... Uzun süre, hatta ve hatta geçen gün 13 Mayıs’a kadar bekledik yani... Annesi, nenem diyelim, hiçbir zaman okutmadı ona mevlit, öldüğünü kabul etmedi... Ve hatta “Rahmetlik” diyeni kadın evden kovardı... Annem de o şeyi yürüttü... Annem ölmezden önce ben zaman zaman söylerdim, “Anne belki da babam öldü, okutalım biz bu adama” derdim... “Yok” derdi, “ben kabullenmedim bunu” derdi... 18 Ocak 2000’de öldü... Annem öldükten sonra ben mevlit okuttum babama...

 

SORU: Peki ondan sonra yaşamınız nasıl değişti? Artık babanız yoktu... Herhalde anneniz o dönem işlemezdi...

FATMA TAŞKAN: Hayır, annem çalışmazdı... Ortanca kardeşim önce keçi aldı, sonra inek aldı, işi büyüttü... Süt, yoğurt, hellim işi yapardık, onlarla meşguldü annem... Ben de yardım ederdik... O şekilde, 74’te kuzeye geçene kadar öyle geçindik... Devlet maaş bağladıydı zaten anneme “şehit maaşı” diye... Bu tarafa geldikten sonra, başka bir iş yapmadı – şehit maaşı alırdı... Ölene kadar şehit maaşını aldı...

 

SORU: Peki siz mesela babanızın yokluğundan ötürü, başka ne tür yoksunluklar çektiniz?

FATMA TAŞKAN: Bayağı yoksunluklar çektik – bir genç kız olarak babasızlık çok kötü bir şeydir.... Her insan anneyi, babayı ister... Mesela ben 9 yaşında kaldıydım babasız, en büyük kardeşim 16 yaşındaydı... Ortanca 14’tü... Hepsi da işte, öylesine evlendi, çoluk çocuk sahibi olduk, babasız... Geçen gün ilk defa olarak, 43’üncü senesidir, ilk defa olarak ben okuttum kendine – hala daha okuttuğum halde, “Acaba?” diye bir düşünce var içimde... Muhakkak bu kadar yıl sonra zannetmem, geri gelebilecek bir şeyi yok artık...

 

SORU: Siz ne iş yaptınız?

FATMA TAŞKAN: Ben Salamis Bay Otel’de çalıştım. Devlete çok müracaat ettik, maalesef devletimiz “şehit aileleri, şehit aileleri” der durur ancak hiçbir şekilde bu şehit ailelerine de yardımcı olmadı... Ben devlet işine çok müracaat ettim, çok koşturdum, alındı-alınacak, alındı-alınacak, alınmadım... 1975’te zaten bu tarafa geldiğimizde Salamis’e girdiydim... Orada santral memuru olarak çalıştım 21 yıl... 1996’da çıktım... Bu arada çok müracaat ettim ama devlet hiçbir şekilde bir şey yapmadı...

 

SORU: Kardeşlerinize?

FATMA TAŞKAN: Kardeşlerimin büyüğü zaten güneydeyken mücahitti, telsizde çalışırdı. Bu tarafa geçtikten sonra bir süre orada burada çalıştı, Salamis’te de hatta şöförlük yaptı kısa bir süre. Ondan sonra polis sınavlarına girdi, polis oldu... Diğeri hep çiftçilik yaptı, hep hayvan besledi... Burada İskele’de kalır, hayvancılıkla uğraşır... Polis olan emeklidir, o Tuzla’da kalır...

 

SORU: Siz ne zaman evlendiniz?

FATMA TAŞKAN: 1975’te... İki kızım var... Bir tanesi evlidir, diğeri de şu anda üniversitede üçüncü sınıftır...

 

SORU: Otobüste şöför dahil 11 kişi miydiler?

FATMA TAŞKAN: Esasında biz 13 kişi diye bilirdik – sonra 11 kişi dediler... Şöför dahil... Yusufga derlerdi kendine...

 

SORU: Peki sonra size kuzeyden veya güneyden Kayıplar Komitesi’nden herhangi bir bilgi verildi mi?

FATMA TAŞKAN: Vallahi doğru dürüst bir bilgi verilmedi, kayboldu gitti öyle... Yani hiçbir şey çıkmadı...

 

SORU: Barikatlar açıldıktan sonra öğrendiniz mi mesela nerede gömülüdürler?

FATMA TAŞKAN: Orokli’de gömülüdür dediler, başka hiçbir şey çıkmadı... Bunu Kayıplar Komitesi’nden değil, öylesine duydum, üzerine binalar yapılmış falan derlerdi... Bize herhangi bir bilgi verilmedi...

 

SORU: 7-8 yıl önce Kıbrıs Rum Kayıplar Komitesi, 250 civarında Kıbrıslıtürk kayıp şahsın akibetlerini ve nerede gömülü olduklarını gösteren dosyaları Kıbrıs Türk Kayıplar Komitesi’ne vermiş, ailelerle paylaşsınlar diye... Size bir şey gelmedi mi?

FATMA TAŞKAN:  Bilmem, herhangi bir bilgi gelmedi bize... Ama Orokli’de olduklarını bilirik, öyle duyduk...

 

SORU: Peki kimin yaptığı konusunda bir şey duydunuz mu?

FATMA TAŞKAN: Annemden duyduğuma göre o gün, Mağusa’da bir Yunan subayının oğlu öldürülmüş... Ben Yunan subayı diye duydum, polis diye değil... O da demiş ki “Oğlumun başı için 100 Türk başı isterim...” O gün işte akibet, bunlar tutuldu...

 

SORU: Sevilay Berk’in annesi-babası da 14 Mayıs’ta kaybolduydu...

FATMA TAŞKAN: Evet, evet... Nurten’in annesi... Onlar da çıktı gitti, dönmedi bir daha... Bir 80 kişi aynı tarihlerde kayıptır... O günlerde çok büyük miktarda kayıp vardır... Otobüse ne olduğu konusunda da bir şey duymadık, hep beraber aldılar, gittiler...

 

SORU: Yani babanızın tam olarak nerede gömülü olduğunu bilmiyorsunuz...

FATMA TAŞKAN: Tam olarak bilmiyoruz, Orokli dendi... Tam olarak bilmeyiz...

 

SORU: Önümüzdeki aylarda yerleri bilinen, bulunan bazı mezarların açılacağı söyleniyor... Siz herhalde istiyorsunuz kemiklerini ki bulunursa uygun biçimde gömesiniz...

FATMA TAŞKAN: Bulunursa da verilir, muhakkak ki alırız... Yani kabul ederiz onu...

 

SORU: Sizden herhangi bir biçimde gidip DNA testi için kan vermeniz istendi mi?

FATMA TAŞKAN: Hiçbir şekilde çağrılmadık – ben öyle bir yere aranmadım yani... Duydum, öyle bir söylenti duydum, kimisi gitti kan verdi diye ama aranmadım diye ben de gidip kendim vermedim...

 

SORU: Anneniz kaç yaşındaydı öldüğünde?

FATMA TAŞKAN: Annem, kimliğine göre 1930 doğumluydu, yani 70 yaşındaydı... Bekleyerek gitti kadın... Ömrü hep bekleyerek geçti zavallının... Hep bekleyerek, çatladı patladı kadın, ağlayarak sızlayarak, öyle gitti... Yani devlet sadece bir maaş bağladı, bu tarafa geldik, bir ev verdi... Başka da hiçbir şey... Kısacası devlet “Aman aman şehit ailesisin” diyerek çok şık bir şey yapmadı bize verdiği maaşın dışında... Hatta ve hatta bu kadın ayın 17’sinde öldü, maaşı hemen kesildi... Ve şehit aileleri falan filan binbir tane dernek var ama bir tanesi de uzanıp da “Başınız sağolsun” demedi... Kimse ilgilenmedi bile, şehit eşi olduğu halde. O kadar çok şey verildi başkalarına... İstemem ben, isterim diye bir olay yok da, görülür, duyulur, tarlalar, bilmemneler... Annem bir seferinde gittiydi toprak dağıtımına da Ahmet Nidai deyiverdi ki “Tarlalar bitti! Kalmadı!...” Evet, öyle! Sağolsun devletimiz, arkası olmayana hiçbir şey yapılmadı. Kardeşim sınava girdi, polisliği geçti, kendi çabasıyla polis oldu. Öbürü çiftçilikle uğraştı, ben Salamis’te işledim... Biz dobracıyık... Ve şimdi sigortadan emekliyim. Beni neden bir devlet işine koymadı, madem ki bu kadar şehitlere önem verirdi? Şehitlerin kemikleri sayesinde insanlar bu kadar mertebeye vardı! Yani bunu söylemekten çekinmem artık... Hiçbir şekilde biz devletten aman aman böyle “şuh” bir şey görmedik, her seferinde de bir kakma yedik, o başka hikaye... İşte böyle geçti... Annem de ahınan vahınan ömrünü doldurdu gitti... Şehit arsası verdiler, altyapısı yok, üstyapısı yok! Yerini bile bilmem! Gene da halimizden memnunuk, çok şükür olsun...

 

Kaynak: Mayıs 2006, Yenidüzen

Yorum Yaz
  • Lütfen küfür tarzı kelimeler kullanmayalım
İsim:
E-mail
Websiteniz
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Kod:* Code
Bundan sonraki yorumları mail ile almak istemiyorum


İzleme: 1076

Bu Yazıya İlk Yorum Yazan Ol
RSS yorumları

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4

 
< Önceki   Sonraki >


Serdar Saydam © 2010 - Tüm hakları saklıdır. Hosting & Domain & Website