| Kaybolan Kardeş ile Öldürülen Eş... |
|
|
| Çarşamba, 31 Ekim 2007 | ||||||||||||||||||
|
Kaybolan Otobüste Olan Kardeşi (Bari) ile Öldürülen Eşi (Haşim Arap)- Fatma Hanım Anlatıyor...
Sevgül Uludağ
Fatma Mercanoğluları Larnaka'da bindiği otobüste kaybolan 11 kişiden biri olan kardeşi Hasan Mustafa Bari ile öldürülen eşi Haşim Arap’ı ve Larnaka’da yoksulluk içinde geçen yaşamını anlattı...
"O sabah kalktı Bari, beş şilin verdim kendine. O hala cebinde öldü herhalde. Giydi hırkasını, şapkasını giydi, gitti, o gidiş... Bir kere daha da dönmedi... Ben yattım, hastalar oldum, o zaman doktor gezer, ailelere iğne salardı... Benim ellerimi karyolaya bağladılardı, bağırırdım, kardeşim gelmedi diye... "
"Haşim’i öldürdüler, ben 22 gün sonra doğurdum. 1966’da öldürdüler adamı, ben Aralık 1966’da doğurdum, tam 22 gün sonra. Kaldık aç, mememde süt da yok... Napacam Allahım, bağırır çocuk, süt yok! "
Fatma Mercanoğluları’yla İskele’deki evinde konuştuk... Bana, bindiği otobüste kaybolan 11 kişiden biri olan kardeşi Hasan Mustafa Bari’yi ve rahmetlik eşi Haşim Arap’ı anlattı... Fatma Hanım, Larnaka’da yoksulluk içinde geçen yaşamını, şimdiki yalnızlığını anlattı...
Onunla röportajımız şöyle:
SORU: Fatma hanım, doğum tarihiniz nedir? FATMA MERCANOĞLULARI: Ben, 1936 doğumluyum. Şimdi 70 yaşındayım...
SORU: Kaç kardeştiniz? Larnakalı mıydınız? FATMA MERCANOĞLULARI: Larnakalı beş kardeştik. Üç oğlan, iki da kızdık. Biri Rıza, Hüseyin, Zehra, Hasan ve ben, Fatma... En küçükleri benim...
SORU: Annen-baban ne iş yapardı? FATMA MERCANOĞLULARI: Ben bir yaşındaydım babam öldüğünde. Öksüz büyüdüm. Hiç babamı hatırlamam, bilmem. Annem hizmetçilik yapardı, çamaşır yıkardı, besledi büyüttü bizi – hiç yani muhtaç etmedi bizi birine...
SORU: Hangi mahallede otururdunuz? FATMA MERCANOĞLULARI: Babutsalar Mahallesi’nde otururduk...
SORU: Bu mahalle, nasıl bir mahalleydi? Karışık mıydı yoksa sade Kıbrıslıtürkler mi vardı? FATMA MERCANOĞLULARI: Hep Türkler otururdu, Rum yoktu... Evimiz da malımızdı, kira vermezdik. Büyüttü bizi annem – tek kızkardeşim Türkiye’ye gitti, evlendi, onda dokuz tane çocuğu var. O da şeker hastalığından rahmetlik oldu.
SORU: Hasan Bari nasıl biriydi? Niçin “Bari” derlerdi kendine? FATMA MERCANOĞLULARI: Babam takmış kendine küçükken – küçükken kucağına alır, “Baricik, baricik” dermiş... Bana da aradı başka lakap taksın, annem kızdı! “Hade ona taktın, oğlandır... Bu kıza da mı takacan?” demiş kendine... Biz çok acı çektik, çok fakirlik çektik, çok açlık çektik – yatacağımız yer bile yoktu... Deniz eriştesinden yatak yapardık ve yatırdık... Eskiden çok yağmurlar yağardı – sonradan böyle kuraklık oldu... O yağmurlar yağdığında annem bizi bir araya toplardı, ev akardı... Bir köşeye çekilirdik, akardı, başka bir köşeye çekilirdik, akardı... Giderdik bazan komşularda yatırdık... Öyle çok acı ve fakirlik çektik...
SORU: Baban niçin öldüydü sen bir yaşındayken? FATMA MERCANOĞLULARI: O zaman “Milingidi” hastalığı vardı...
SORU: Ne demektir o? FATMA MERCANOĞLULARI: Baştaydı bu, beyinde... Öldü, ben bir yaşındaydım...
SORU: Acaba menenjit midir? FATMA MERCANOĞLULARI: Şimdi menenjit derler, eski ismiynan “Milingidi” derler... Öldü gitti... Annem da genç yaşında dul kaldı. Annem genç idi, 65 yaşında öldü zaten... Annemin adı Havva’ydı, babamın adı Mustafa Beyoğlu’ydu. İkisi da Larnakalı’ydı... Babam denizlerde mavnacılık yapardı. Öldükten sonra annem kaldı böyle... Bilin ya, eskiden böyle yardımlar yoktu, böyle yardım etsinler dullara, sosyal yardım falan yoktu. O zamanlar, bayramdan bayrama o zenginler kapıya gelirler, bir 10 şilin verirlerdi... Hiçbir şey bulmazdık yeylim da deniz kuşlarını tutardık... Deniz kuşu hiç yenir? Hem o flamingolar?... Allah için flamingo yerdik... Onu kaynatırdık da yerdik... Çok çok fakirlik çektik, ne deyim sana?...
SORU: Okula giderdiniz... FATMA MERCANOĞLULARI: Okula gittik, gene da becerdik, gittik okula... Ama bir ayakkabı giydiğimizde, altı yoktu... Hiç böyle annem, bizi kimsenin kapısına vermedi... Bütün kardeşlerim öldü şimdi, tek ben kaldım hayatta... Bizim akrabalarımız vardı Türkiye’de, amcam gitmiş, oraya evlendi. Bunda iki taraf türedi... Sonra tanıştılar, akrabaları tanıştırdılar bize. Kızkardeşim Zehra’yı istedi bu akrabalardan birisi, ablam gelin gitti oraya, evlendi... O da çok fakirlik çekti. Şeker hastalığından öldü gitti ablam... On tane çocuk doğurdu. Sonra istedi beni Haşim, 16 yaşında evlendim...
SORU: Haşim Bey nasıl biriydi? Çok şey anlatılır hakkında... FATMA MERCANOĞLULARI: Çok cesur birisiydi... Cesur olduğu için öldürdüler kendini... Kimse konuşamazdı kendiynan... İncitmezsan kendine, hiçbir şey yapmazdı. İçki içtiğinde, şeytan girerdi içine!... Bazı erkek var, içki içti mi, güler oynar – bu mutlaka ya birini döveceğdi, ya aksi bir şey söylerlersa kendine, kavga çıkacağdı... Öyleydi...
SORU: Onun kaç kardeşi vardı? FATMA MERCANOĞLULARI: Bir kız, bir oğlan... Onlar da öldü... Kaynanam da öldü... Kaynanam çok iyi huylu bir kadındı. Şefika Hanım... Kaynatamın adı da Hüseyin’di... Onlar da Babutsa Mahallesi’ndeydi... Sonra durumlar kritik olunca, onlar Lefkoşa’ya gittiler. Un Fabrikası’nın yanında otururdu görümcem – sonra ansızın kocası uyurken öldü, kendi kanser oldu, öldü gitti – arka arkaya gittiler...
SORU: Haşim Arap ne iş yapardı? FATMA MERCANOĞLULARI: Mavnacıydı... Gemiden yük çıkarırlardı, o zaman liman yoktu. Gemi ırağa otururdu, kayıklarnan malları taşırlardı. Şimdi liman vardır ama o zaman yoktu liman. Haşim Arap’ın soyadı Mercan’dı. Ben Fatma Beyoğluları’ydım, sonra evlenince, bizim Türkler da başladıydı Türkiye’deki gibi soyadı alsın, ben da Mercanoğlu almak istedim, “Başka var” dediler, ben da “Mercanoğluları” soyadını aldım. 1954’te nikahım kıyıldıydı, evlendim ben, trafik kazasında ölen oğlum Rıza’yı 1955’te doğurdum... Doğurduktan sonra, benim bu adam çok kavgacı olduğu için, hapis oldu... O hapisteyken doğurduydum ben... Kaynanamla aldık çocuğu gittik, gösterdik kendine hapisteyken... O zaman hapishane Lefkoşa’daydı, İngiliz devrindeydi... Görünca çocuğunu, sevindiydi. Sonra çıktı, hiçbir değişiklik olmadı – demedi “Benim bir karım var, çocuğum var...” Aynı deliliğe başladı... Annem beni aldı yanına, doğurdum, çocuğuma baktı... 12 sene küs kaldım... Bana bu kardeşim, Hasan Bari bakardı. Çocuğumu öyle büyüttüm. İngiliz üslerinde polişmandı, aldığı maaşınan ben istediğimi alır, yapardım. Çok iyi bir insandı...
SORU: Hasan Bari’yi anlatabilir min bize? FATMA MERCANOĞLULARI: Beş yaş aramız vardı, benden büyüktü. O, 75 yaşında olacaktı şimdi. Çok iyi bir kardeşti. Bana besledi, büyüttü çocuğumu... Annem hizmetçilik yapmaktan vazgeçtiydi... O zaman 15 lira verirlerdi, buydu maaşı... İyi paraydı o zaman. Veresiye çekerdik ve bakkal ayağımıza gelirdi, listeyi alırdı, bize yiyeceğimizi getirirdi. Çok rahat ettiydik. Evimizi da onarttıydı, akmazdı artık. Kardeşim benim, gece nöbetindeydi. Geceleri çalışırdı üslerde. Ben kalktım ablama, Türkiye’ye, gezmeye gideyim. Aldım çocuğumu da, gittim ablama ziyarete... Haşim’e bir kıskançlık düştü... Geldikten sonra, çocuk böyle yolda gider, “Sen kimin çocuğusun?” der... Çocuk tanımaz kendini çünkü küçükkenden gelmedi, bakmadı... “Sen benim babam değilsin!” dedi. Ben da kapının önünde dururum... O zaman sayım vardı, sayarlardı insanları. Ben da kapının önünde ateş yakardım, baktım üstüme üstüme gelir koşarak. Başladı dövmeye çocuğu, beni... Sonra kardeşim Hasan Bari da bunu duyunca, variyasını değişti. Variyasını değişince zaten benim kardeşim tutuldu... Benim kardeşim geceydi variyada... Gece kalaydı o variyada, tutulmayacağdı. Gelmesin Haşim bize bir şey yapsın diye, variyasını değiştirdiydi... O sabah kalktı Bari, beş şilin verdim kendine. O hala cebinde öldü herhalde. Giydi hırkasını, şapkasını giydi, gitti, o gidiş... Bir kere daha da dönmedi... Ben yattım, hastalar oldum, o zaman doktor gezer, ailelere iğne salardı... Benim ellerimi karyolaya bağladılardı, bağırırdım, kardeşim gelmedi diye... Bönürürdüm...Annem da öldüydü, o bakardı bana, kaldıydım öyle... Altı yaşındaydı benim oğlum, öldü nenesi da... Kardeşim da kaybolunca, kaldım tek başıma... Napacayım Allahım? Bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün geçti... Bunlar dibelik kayıp.. Meydana çıkmadılar...
SORU: İngilizler hiç geldi miydi size? FATMA MERCANOĞLULARI: İngiliz da hiç ilgilenmedi... Bir sene kadar maaşını verdi bize... Diri diri gömülmüşler derler, sıra sıra vurdular... Ondan sonra ümidi kestim ben. Kaldım yalnız, dedim ki “Ne yapayım? Ne yapayım?” Dediler ki “Daha iyi kocanla barış, çocuğun vardır...” 12 sene sonra kalktım, barıştım ben... Hata ettim, barışmayacaktım... İki çocuk daha doğurdum. Nuran’ı 1965’te doğurdum – bir yaş zaten araları vardır Hasan’nan... Hisabet daha meme emerdi Nuran, gene hamile oldum. Yetiştiremedim, vurdular adamı...
SORU: Sen kaç aylık hamileydin? FATMA MERCANOĞLULARI: Haşim’i öldürdüler, ben 22 gün sonra doğurdum. 1966’da öldürdüler adamı, ben Aralık 1966’da doğurdum, tam 22 gün sonra. Kaldık aç, mememde süt da yok... Napacam Allahım, bağırır çocuk, süt yok! Aldım çocuğumu, böyle ağlayaraktan, çıktım, geldim evime. Nuran da böyle eteklerimi çeker... 6 yaşında da büyük oğlum Rıza kaldıydı öksüz... Üç tane çocuk, napacayım Allahım? Aylık yok, yıllık yok, para yok... Gittim dayım var benim, o da rahmetlik oldu... Dayıma “Ben nasıl büyüteceğim bu çocukları, üç tane... Adamı vurdular” dedim. Dayım gitti “Teşkilat”a... “Kimin vurduğunu bilmeyik” dedi, “bu çocukları nasıl besleyecek bu kadın?” Üçbuçuk lira maaş bağladılar bana. Üçbuçuk lira nedir? Başladım nakış işleyim evde, dondurma yaptım, değnekli dondurmalar yapıp sattım çocuklara... Evlerde hizmetçilik yaptım, çamaşır yıkadım öğretmenlere... Besledim, büyüttüm kendilerini, hop, koptu bu kıyamet! Savaş koptu... Nere gidelim, nere gidelim, kaldım... Denizden geçtik gece... 6 lira insan başına! Gece denizden, gizlin, komşularnan... Bütün eşyalarımı sattım 40 liraya, 40 lira para karşılığında, kaçırdılar bizi, 8 kişi bindik, çocuklarım, kocakarılar da iki tane... Rahmetlik balıkçı Süleyman Dayı aldı bizi...
SORU: Para kazanırlardı bundan bile!... FATMA MERCANOĞLULARI: Çook... Halbuki Türkiye, bizi geçirsinler diye, insan başına 6 lira verdi ki geçirsinler kuzeye. Ve onu yediler ve ayrıca insanlardan para aldılar! Komşular yazdırdıydı beni, “Fatma, bu akşam kaçacayık, geceyarısı, dikkat et!” dediler. 74’te bombalar benim eve düşerdi, sinemanın karşısında... Çıktık, gittik gemiynan, çıkardı bizi te buruna... Karpaz Burnu’na... Meğerlim, bizden para alan insanların anlaşmaları vardı. Onlar sahilde beklerlerdi bizi. Çıktık sahilden, suya girdiler, aldılar çocukları kucaklarına, kocakarıları çıkardılar. Allah için ben indim, evimin koçanını da aldım, dayım “Bari bu koçanı al da o yanda sana ev verirler” dediydi... Aldım koçanımı da... Aradım atlayım sandaldan, böyle burama geldi su! Ağır ağır çıktık neyisa, koşturduk gizlin, geminin sahibi koydu bizi, sakladı. Bakarım, kırmızı kapellalı İngilizler devriye yaparlar... Saklandık! Aman aman, koşturmamnan mağaraya saklanayım diye, çantam dakıldıydı ağaca, param da vardı içinde birazcık! Tekrar koşturdum, kaptım! Gittik, o adam götürdü bizi evine, sırılsıklam. Birşeyler verdi bize, giydik. Ondan sonra aldılar bizi... Meğer abimi esirlernan beraber göyverttiydiler bu yannı... Hüseyin Beyoğlu... Geldi bana, bir ev buldu. İyi bir ev bulmadı bana, çok uzun sürmedi, yıprandı, yıkılmaya başladı. Tirgomo’da yani, Yeni İskele’de... Okula gitti çocuklar, Hasan muhasebeyi bitirdi... Nuran da liseyi bitirdi, bilgisayar okudu. Çocuklarımı aldım, gittim Türkiye’ye, meğer bizim da akrabalar varmış orada, gördüler Nuran’ı, beğendiler. Daha 15 yaşında ortaokula giderdi... Oğlancık da, anası, babası, o da fakir, akrabayık... Geldik biz Kıbrıs’a, mektup yolladılar, “Mehmet askerliğini bitirdi, Allah’ın emrine Nuran’ı isterik..” Neysa vereyim dedim, baba yok, o da akrabamızdır, beraber yaşasınlar. Çıktı oğlan da geldi buraya, sandık çakardı. O zaman sebze sandığı vardı, bizim akrabalar hep hızar sahibidirler Mersin’de. Hani biçerler tahtaları da dönerler çakarlar... Damat çıktı geldi, nişan ettik, Nuran okulu bitirdi, gelin ettim kendini, evlendirdim. Dört tane çocuk doğurdu. Yardımcı oldum, hep besledim kendilerini. Güveyim Gemikonağı’na gittiydi sandık çakmaya, haftada bir kere gelirdi... Çocuklar okul çağına gelinca, güveyimin aklına geldi, Londra’ya gidecek! İltica vardı o zaman... Çıkar, gider, gittikten sonra aratır karısını, dört çocuğunu da. Alır kendini, kaldım ben dipyalınız... Bizim güveyi yapıcılık bilmezdi, yapıcı oldu Londra’da... Ufaktan başladı, tanımaz o ülkeyi ama tanıştırdı kendini ve bugün müteahhittir Londra’da. Hasan da gitti oraya! Eniştesiynan çalışır... Ben cipyalınız kaldım Kıbrıs’ta... Rıza kazada öldüydü, motora bindi, işe gidiyordu, bir 10-15 sene önce. İşe giderken, motorun arkasından düştü, kafatası kırıldı. Müdahale ettiler, kurtaramadılar kendini. Rıza, ekmekçiydi... Zaten işe giderken oldu bu kaza... Rıza Londra’da kaldıydı beş sene, evlendiydi bir İngiliz kızıynan, sonra buraya döndüydü. Çocuğu da var ama biz görmedik. İngiliz kızı, Rıza öldükten sonra geldi mezarına ama çocuğu getirmediydi, hiç görmedik. Bugün, 420 milyon TL maaş alırım. 250 milyonunu veririm kira – ne kalır bana? 170 lira... Onuynan elektrik parası verecen, su parası verecen. Ben kirada otururum – ev da satıldı gitti çünkü... Evlatlar yedi onu da... Ben şimdi kiradayım... Benim ne olacak halim? İngiltere’ye mi gidip yerleşeyim? Bunda mı kalayım? Şeker hastasıyım da... Vermediler bana, “şehit” kabul etmediler. “Şehit” kabul etseydiler, 2 milyar maaş alacaktım...
SORU: Çünkü kendileri öldürdüler... FATMA MERCANOĞLULARI: Evet... Kabul etselerdi, ceplerinden mi vereceklerdi? Bugün oldu böyle o 420 liraynan, 170 liraynan geçinirim. Bugün yardım verdiler, Sosyal, Mağusa’dan gelmiş, et yardımı verdiler. Şimdi da Kızılay veriyor bize, gelen haftanın içinde, forma doldurdular bize. Ne bileyim kaç kilo şeker, pirinç, temizlik malzemesi... Gelecekmiş, versin bize dediler, dullara, 30 kişiye. Türkiye’den para gelmiş... Olur böyle şey? Gene bana üç kuruş verdiler ama o Niyazi Cemedo’nun karısı da hamileydi, onu da vurdular...
SORU: Onu da mı “Teşkilat” vurdu? FATMA MERCANOĞLULARI: Ben gördüm onu vuranı, yedi aylık hamileydim... Vurduklarında, düşerken bile gördüm kendini, kanlar içinde. Düşüp bayıldım o saat... Sertti o da, benim kocam gibi... Kanaraydı... Vurdular işte onu da, örtbas ettiler. Nazime Hanım’a da vermediler maaş... Gene bana 420 lira verdiler dulluk maaşı, ona hiç vermediler... O da hamileydi kocasını vurduklarında, üç ay sonra doğurduydu... Önce Cemedo’yu vurdular, iki sene sonra da Haşim’i. Cemedo’ynan Haşim, beraber mevzideydiler, mezarlık mevzisinde... Bölük komutanıydı benimki. Çok sürmedi, kendi gömüldü o mezarlığa... Benimkini kim vurdu bilmem, ağladım, söyleyin bana dedim, ölüsünü olsun gösterin bana... Meğer önce hastanenin garajına koyduydular Haşim’i, ben bilmezdim, kanlar çıktı da benim haberim yok. Ben böyle karnım burnumda gezerim, herkesin kafası böyle yerde... Acaba bu insanlar niçin böyle bakar bana derim... Acaba karnım büyüktür diye mi bakarlar? Oturdum evde, kapı çalındı, bir polis geldi, kumandan diyelim ona... “Fatma Hanım” dedi, “akşam Haşim çok sarhoştu, sağa sola sarkıntılık etti, bir silah sesi çıktı, kimin tarafından vurulduğunu bilmeyik” dedi. Düştüm bayıldım ben, aldılar, mezarını gösterdiler bana... Kaynanam düştü mezarın üstüne, “Oğluumm!” diye düştüğünde, mezar titiremesin? Hiç duydun böyle şey? “Amaaan!” dedi, “oğlum kalkacak!” dedi, bir fırladı kadın! Anadır, değil? Bir çığlıknan kalktı böyle kadın... Herkes bulacak yaptığını, kim yaptıysa... 28 yaşında dul kaldım. Ben evlenebilirdim, başka çocuklarım da olurdu – 70 yaşındayım, böyle çile çekerim ve yalnızlık çekerim, çıkar giderim... Damat keser bana bileti, çıkar giderim. Bunda komşulara giderim... Bir kolumnan ayağım felçtir, şeker yükselinca düştüydüm...
SORU: Sence niçin öldürdüydüler Haşim Arap’ı? FATMA CEMALOĞLULARI: Adam cesurdu da paşalara kafa tutardı...
Kayanak: Yenidüzen- 28 Haziran 2006 Yorum Yaz
İzleme: 1029
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4 |
||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




